Silivri etkisinde normalleşme
Siyasette ‘normalleşme’ denen şey, bazen bir strateji, bazen bir taktik, çoğu zaman da zorunluluktan doğan bir illüzyondur.
Özgür Özel’in ‘normalleşme’ kavramı, Türk siyasi literatüründe ayrı bir tür olarak tescillenmeyi hak ediyor.
Bir yanda Manisa’da, “Tayyip Bey normalleşse biz normalleşiriz ama bunlar kavgadan besleniyor” diyen, “AK Parti ve MHP seçmenleriyle kucaklaşacağız” diye yumuşak tonda çağrılar yapan bir genel başkan…
Diğer yanda, üzerinden 24 saat geçmeden, Maduro’nun ABD tarafından sarayından kaçırıldığı haberinin hemen ardından Çankırı’da meydanlara inip Erdoğan’a “Trump’ın darbesine tek kelime edemeyen, korkak, meşruiyeti Oval Ofis’te arayan” diye veryansın eden aynı adam…
Ve dahası var…
Beykoz’da; partililerinin önünde, “Sen dünya lideri değil, yerel bir otokratsın” diye haykırıyor.
“Tarihe demokrat olarak geçmeyi elinin tersiyle iten, her türlü kötülüğe tenezzül eden, gelecekte ‘sandıkla geldi ama gitmemek için her şeyi yaptı, bu millet yakasından silkeleyip attı’ diyecekleri birisin sen” diyor.
Sonra da ağzındaki asıl baklayı çıkarıyor: “Erdoğan Trump’tan Türkiye için değil, kendisi için bir gelecek talep etmektedir. Kendi şahsı için korkmakta, şahsi beklentilerini konuşmaktadır. Mal varlığı ile tehdit edilmekte, Trump’ın oğluyla pazarlık etmekte, ülkenin varlıklarını Amerika’ya peşkeş çekmekte, Amerika’dan icazet, cesaret ve güya meşruiyet almaktadır. Buradan Erdoğan’a söylüyorum: Ne junior Trump’tan ne baba Trump’tan meşruiyet alacaksan Beykoz’dan!”
Bütün bu çok sert ifadeler, Silivri ekseninde bir ‘normalleşmenin’ ürünü olarak karşımıza........
