Türkiye enerjide bölgesel dengeleri değiştirecek güç olabilir mi?

12-13 Mayıs tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 15. Türkiye Rüzgâr Enerjisi Kongresi, bu yıl yalnızca rüzgâr enerjisinin teknik boyutlarının konuşulduğu bir sektör etkinliği olmanın çok ötesine geçti. İki güne yayılan program; Enerji Günü ve Sanayi Günü başlıkları altında, Kırmızı, Mavi, Yeşil ve Turuncu salonlarda düzenlenen yoğun oturumlarla Türkiye’nin enerji dönüşümüne dair geniş bir perspektif sundu. “Yarının Güvencesi, Rüzgârın Enerjisi” mottosuyla düzenlenen TÜREK 2026’da; kamu otoriteleri, düzenleyici kurumlar, yatırımcılar, finans kuruluşları, teknoloji sağlayıcıları, sanayiciler, akademisyenler, uluslararası kuruluş temsilcileri, büyükelçiler ve sektör profesyonelleri aynı çatı altında buluştu. Açılış programında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, TÜREB Başkanı Dr. İbrahim Erden ve IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera gibi önemli isimlerin yer alması, kongrenin yalnızca sektörel değil, stratejik ve diplomatik yönünü de güçlendirdi.

Programda öne çıkan oturum başlıkları da bu çerçeveyi açık biçimde ortaya koydu. “Yeni Enerji Mimarisinde Şebekeler: Sistem İşletmesine Yön Veren Konsept Değişimi” oturumu, yenilenebilir enerji kapasitesinin artışıyla birlikte şebeke altyapısının dönüşüm ihtiyacını gündeme taşıdı. Benzer şekilde “Depolama Çağında Piyasa Tasarımı: Enerji Ticareti, Toplayıcılık ve Fiyat Sinyalleri” ile “Uluslararası Sermayenin Merceğinde Türkiye: ECA Finansmanı, Küresel Yatırımcılar ve Ölçek Riski” başlıklı oturumlar, enerji dönüşümünün finansman, piyasa tasarımı ve yatırım ölçeği bakımından ne kadar kritik bir eşiğe geldiğini ortaya koydu.

Bana göre TÜREK 2026’nın en güçlü tarafı, rüzgâr enerjisini tek başına bir üretim kaynağı olarak değil; enerji güvenliği, sanayi politikası, finansman, diplomasi, teknoloji, şebeke dönüşümü ve COP31 vizyonu ile birlikte ele almasıydı. Özellikle büyükelçilerin, uluslararası enerji kuruluşlarının, finans kurumlarının ve kamu karar alıcılarının aynı platformda buluşması, Türkiye’nin enerji alanında yalnızca yatırım yapan bir ülke değil; bölgesel enerji denkleminde yön veren, bağlantı kuran ve strateji üreten bir aktör olma iddiasını da görünür kıldı. Bu nedenle TÜREK 2026’yı, sadece rüzgâr sektörünün yıllık değerlendirme toplantısı olarak değil; Türkiye’nin COP31’e giden yolda temiz enerji dönüşümünü, bölgesel liderlik vizyonunu ve enerji bağımsızlığı hedefini sahaya yansıttığı önemli bir eşik olarak okumak gerekir.

RÜZGÂRIN DİPLOMASİSİ- BÜYÜKELÇİLER PANELİ: ENERJİ GÜVENLİĞİ ÇAĞINDA TÜRKİYE VE STRATEJİK ORTAKLARI

TÜREK 2026’da benim özellikle anlamlı bulduğum başlıklardan biri de enerji diplomasisi oldu. Büyükelçilerin ve uluslararası temsilcilerin katıldığı oturumlar, Türkiye’nin enerji meselesini artık sadece ulusal ölçekte değil, bölgesel ve küresel ölçekte değerlendirdiğini gösterdi. Enerji güzergâhları, sınır ötesi elektrik ticareti, bölgesel bağlantılar, Akdeniz havzası, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Avrupa ile kurulan ilişkiler Türkiye’nin stratejik önemini artırıyor. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla sadece enerji tüketen ya da enerji üreten bir ülke değil; aynı zamanda enerji akışlarının, bağlantıların ve diplomatik ilişkilerin kesiştiği bir merkez konumunda. Bu nedenle Türkiye’nin enerji diplomasisi alanındaki rolü önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacaktır. Özellikle COP31 süreci, Türkiye’nin bu rolünü uluslararası alanda daha görünür kılabilir.

COP31’E GİDERKEN TÜRKİYE’NİN ENERJİ VİZYONU

Kongrede dikkati en çok çeken başlıklardan bir diğeri ise Türkiye’nin COP31 sürecine nasıl hazırlandığı oldu. Çünkü COP31, Türkiye açısından........

© Haber7