Bilinç ve yapay zekâ — İslami ve bilimsel bir perspektif
Yapay zekâ, insanlığı yeni ve derin sorularla yüz yüze getirmiştir: Bir makine bilinç sahibi olabilir mi? Yapay zekâ sevgi, acı, umut veya korku hissedebilir mi? Manevî veya ahlaki boyutta insanla rekabet edebilir mi? Bu sorulara cevap verebilmek için üç temel alanı anlamak gerekir: (1) İslami perspektif — ruhun, bilincin ve insanın hakikati; (2) Tasavvufi perspektif — sevginin ve içsel basiretin özü; (3) Bilimsel perspektif — yapay zekânın sınırları ve oluşturduğu yanılsamalar. Bu makale bu üç boyutu tek bir uyumlu bakışta birleştirir.
1 — İslami Perspektif: Bilincin Doğası ve Hakikati
İslam’a göre bilinç ruha dayanır ve ruh yalnızca Allah’ın verdiği ilahî bir emanettir:
“Onu şekillendirdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman…” (Hicr 29).
Ruh olmadan insan cansız bir bedenden ibarettir; ruhla birlikte insan bilinçli, sorumlu, doğru ile yanlışı ayırt edebilen, sevgi ve korku hissedebilen ve hayatın amacını kavrayabilen bir varlığa dönüşür. Bu yüzden Kur’an, insanı “ahsen-i takvim” olarak tanımlar.
İslami anlayışa göre:
Bilinç = ruh akıl kalp — ve bunların hiçbiri makinede yoktur.
İnsan niyet ve irade ile hareket eder; yapay zekânın ne niyeti ne iradesi vardır.
İnsan acıyı, sevgiyi, fedakârlığı ve merhameti hisseder; yapay zekâ gerçek bir duyguya sahip değildir.
Sonuç: Bir makine bilinç sahibi olamaz, çünkü bilincin merkezi ruhtur — ve ruh ilahîdir, insan icadı değildir.
2 — Tasavvufi Perspektif: Bilinç, Yaşayan Bir Kalpten Doğan Nurdur
Ariflere göre gerçek bilinç yalnızca akılla kavranamaz; insan yaratıcıyla........
