Türkiye’nin Antarktika Misyonu
Türkiye'nin Antarktika’ya yönelik ilgisi, yüzeyde yeni bir dış politika hamlesi gibi görünse de, kökleri daha derinlerde yatan, bilimsel uyanış ve küresel sorumluluk bilinciyle yoğrulmuş bir vizyonun parçasıdır. Her ne kadar Osmanlı döneminde doğrudan kutuplara yönelik bir keşif faaliyeti kaydedilmemişse de, imparatorluğun jeopolitik ufku ve haritacılık mirası, coğrafi keşifler döneminin dinamikleriyle bağlantı kurmaya uygundu. Bu tarihsel zemin, Cumhuriyet döneminde yeniden şekillenen bilim anlayışıyla birlikte modern bir kimliğe bürünmüş; Antarktika, bu bağlamda, Türkiye'nin "bilim temelli dış politika" vizyonunun son halkalarından biri olmuştur.
Türkiye’nin Antarktika ile kurumsal düzeyde ilişki kurması görece yenidir. 2017 yılında ilk ulusal kutup seferinin gerçekleştirilmesiyle başlayan süreç, 2019 yılında TÜBİTAK çatısı altında Kutup Araştırmaları Enstitüsü (KARE)'nin kurulmasıyla kurumsallaşma aşamasına ulaşmıştır. KARE, yalnızca bilimsel araştırmaları koordine eden bir yapı değil; aynı zamanda Türkiye’nin Antarktika Antlaşmalar Sistemi çerçevesindeki statüsünü güçlendirmeye yönelik diplomatik çabaların da bilimsel ayağını temsil etmektedir.
Türkiye halen gözlemci ülke statüsünde bulunmakta ve danışman ülke (consultative status) olma yönünde kararlı adımlar atmaktadır. Bu statüye sahip olmak, Antarktika’da üs kurmak ve bilimsel araştırmalara tam katılım sağlamak açısından kritik önemdedir. Bu nedenle düzenlenen her bilim seferi, sadece bilimsel veri toplamakla sınırlı kalmamakta; aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası alanda tanınan, sorumluluk sahibi ve sürdürülebilir yaklaşımlar benimseyen bir kutup ülkesi olarak konumlanmasını amaçlamaktadır.
Bilimsel seferlerin çoğu Horseshoe Adası çevresinde konuşlandırılmış geçici Türk Bilim Üssü üzerinden yürütülmektedir. Bu üs, ağır Antarktik koşullara uygun şekilde inşa edilen mobil konteynerlerden oluşmakta ve yılın belirli aylarında Türk bilim insanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Ancak geçici üs, Türkiye’nin uzun vadeli hedefleri için yeterli değildir. Bu sebeple 2023 sonrasında kalıcı bir üs kurulması yönünde ciddi teknik ve diplomatik hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Kalıcı üs, Türkiye’nin bilimsel süreklilik, veri üretimi ve uluslararası görünürlük bakımından kutuplarda kalıcı bir aktör olmasını sağlayacaktır.
Bu gelişmeler aynı zamanda, Türkiye'nin bilimsel üretimi dış politika aracı olarak kullanan yeni nesil stratejiler geliştirdiğinin de göstergesidir. Zira Antarktika’da bulunmak, sadece bilim yapmak anlamına gelmemekte; aynı zamanda küresel sorunlar karşısında sorumluluk almak, çevresel etik ilkeleri içselleştirmek ve çok taraflı diplomasiye katkı sağlamak anlamına gelmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’nin Antarktika serüveni, yalnızca bir keşif ya da gözlem faaliyeti değil; kendi bilimsel kimliğini ve küresel vizyonunu yeniden tanımladığı bir sahnedir. Bu süreç, bir devletin bilim, teknoloji, diplomasi ve çevresel sorumluluğu aynı potada eriterek inşa ettiği çok boyutlu bir stratejinin örneğidir.
Bilimsel Diplomasi ve Yumuşak Güç Stratejisi
Bilimsel faaliyetlerin diplomatik birer enstrümana dönüştüğü 21. yüzyılda, geleneksel güç unsurlarının ötesine geçen bir etki alanı doğmuştur: bilimsel diplomasi. Bu kavram, yalnızca bilgi........
