menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hamaney suikastı ve uluslararası düzenin çöküşü

19 0
02.03.2026

Tarihsel kırılma anları, çoğu zaman ancak geriye dönük okumalarla belirginleşir; ancak bazı eşikler, yaşandıkları anda dahi sistemsel bir dönüşümün habercisi olduklarını açık eder. 28 Şubat sabahı gerçekleşen operasyon bu türden bir andır. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eş zamanlı askeri müdahalesi çerçevesinde Tahran’ın merkezine indirilen saldırılar, yalnızca 86 yaşındaki dini-siyasi lider Ali Hamaney’in ve ailesinin hayatını sona erdirmemiş; aynı zamanda II. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen ve “kurallara dayalı uluslararası düzen” söylemiyle meşrulaştırılan sistemin normatif iddiasını da fiilen hükümsüz kılmıştır. Bu operasyon, klasik anlamda bir suikastın ötesine geçerek devlet egemenliği, güç kullanma yasağı ve sivillerin korunması gibi uluslararası hukukun temel prensiplerini doğrudan ihlal eden bir nitelik arz etmektedir.

Konunun hemen başında Hamaney’in ideolojik çizgisiyle derin bir uyuşmazlık içinde olduğu ifade etmem gerekir. Ne var ki burada tartışılan mesele bireysel bir figürün şahsiyeti değil, bir devletin egemenlik alanının, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin fiili işlevsizliği altında ve herhangi bir uluslararası denetim mekanizması devreye girmeksizin, askeri güç yoluyla ihlal edilmesidir. Mesele, bir insanın, üstelik aile fertleriyle birlikte yoğun bombardımana maruz bırakılmasıdır. Daha temelde ise mesele, uluslararası sistemde hesap verilebilirlik ilkesinin fiilen askıya alınmış olmasıdır. Güçlü aktörlerin, yaptırımla karşılaşma ihtimali olmaksızın öldürebilmesi, sistemsel bir çözülmenin göstergesidir.

BİR PROVADAN AÇIK SAVAŞA

Gelinen süreci yalnızca anlık gelişmelerle açıklamak gerçeği görmemizi engeller. Kırılmanın öncüllerini aramak için geriye gidildiğinde, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun bir Amerikan operasyonuyla evinden kaçırılması dikkat çekici bir örnek teşkil etmektedir. Seçilmiş bir devlet başkanının, diplomatik dokunulmazlık ve egemenlik ilkelerine rağmen hedef alınması, uluslararası kamuoyu nezdinde herhangi bir yaptırımla karşılaşmamıştır. Bu fiil, yalnızca münferit bir ihlal olarak kalmamış; yapılabilirliğin sınırlarını genişleten bir emsal işlevi görmüştür. Normalleştirilen her ihlal, bir sonraki adımın daha ileri gitmesini mümkün kılar.

Uluslararası........

© Haber7