Maarif Meselesi 6: Şahsiyetin Görünür Hâli: İç Terbiyenin Hayata Yansıyan Boyutları |
İnsanın iç dünyasında kurulan her kıvam, zamanla hayatın içinde görünür hâle gelir. Düşüncede derinleşen, gönlünde denge kuran, sözünü ölçüyle tartan ve bakışını terbiye eden bir kişi, bunu kendi içinde saklı tutmaz; emeğine, üretimine, hareketine, zevkine ve başkalarıyla kurduğu ilişkiye de yansıtır. Şahsiyet, içte kurulan bir denge olarak başlar, hayata yansıdıkça görünür hâl kazanır.
Marifet ve irfan merkezli eğitim, öğrencinin iç dünyasını toparlamayı esas alır. İç terbiyenin davranışta, beceride, eserde, zarafette, beden disiplininde ve ortak sorumlulukta nasıl karşılık bulduğu da aynı derecede önem taşır. Bilginin hünere dönüşmesi, emeğin bir eserde karşılık bulması, güzellik duygusunun incelik kazandırması ve insanın başkalarıyla birlikte yol alabilmesi, şahsiyetin görünür hâlini oluşturan başlıca yansımalardır. Eğitim de tam burada, hayatla daha sahih ve daha derin bir bağ kurar. Bu yazımızda, içte kurulan dengenin hayatta hangi karşılıklarla görünür hâle geldiği üzerinde duracağız. Bilginin atölyede, laboratuvarda ve üretimde nasıl ete kemiğe büründüğünden sanat ve zarafetin ruhu nasıl incelttiğine, oyunun ve hareketin bedene nasıl kıvam kazandırdığından birlikte iş yapma kabiliyetinin hangi ahlakla kök saldığına kadar uzanan bu başlıklar, eğitimin bilen, ortaya koyan, kavrayan, güzelleştiren, kendini taşıyan ve ortak hayata katkı sunan bir şahsiyet inşa etmeyi hedeflediğini göstermeye çalışacaktır.
ÖZ DİSİPLİN VE GÜNDELİK SORUMLULUK AHLAKI
Şahsiyet, büyük iddialardan önce gündelik hayatta görünür hâle gelir. Bir insanın vakte riayeti, başladığı işi tamamlama biçimi, küçük sorumluluklara gösterdiği dikkat, eşyayla ve çevresiyle kurduğu ilişki, çoğu zaman iç dünyasında ne kadar denge kurduğunu ele verir. Bu sebeple eğitim, büyük hedefler ve parlak başarılardan ziyade gündelik hayatın içinde oluşan düzeni, devamlılığı ve sorumluluk hissini inşa etmek zorundadır. İnsanı taşıyan asıl kıvam, çoğu zaman küçük işlerde kazanılmış istikrarda belirir.
Öz disiplin, kişinin davranışlarını hevesine göre savrulmadan yönetebilmesi, anlık istekleri ölçüye bağlayabilmesi ve uzun vadeli hedefler uğruna iradesini diri tutabilmesidir. Yalnızca kendini tutmakla ilgili bir beceri olarak da anlaşılmamalıdır. Asıl manası, insanın duygularını, düşüncelerini, alışkanlıklarını ve yönelişlerini belli bir istikamet içinde taşıyabilmesidir. Öz disiplin sayesinde kişi, yapılması gerekeni hem istediği hem de gerektiği zamanlarda sürdürebilir. Böylece irade, gelip geçici motivasyonlara bağlı kalmadan sebat kazanır.
Gündelik sorumluluk ahlakı da öz disiplinin hayat içindeki görünür yüzlerinden biridir. Öğrencinin üzerine düşeni vaktinde yapabilmesi, emanet edileni koruyabilmesi, başladığı işi yarım bırakmaması, ortak alanlara özen göstermesi ve hayatını gelişigüzellikten kurtarabilmesi bu terbiyenin parçalarıdır. Yatağını toplamak, sırasını temiz bırakmak, eşyasını hor kullanmamak, verilen görevi savsaklamamak, söz verdiği işi takip etmek, vaktini israf etmemek… Bunların her biri küçük gibi görünür ve fakat şahsiyet terbiyesi çoğu zaman tam da bu küçük halkalarda kök salar. İhmal edilen küçük sorumluluklar zamanla dağınık bir hayat üretir; ciddiyetle taşınan küçük emanetler ise insana büyük işlerin ahlakını kazandırır. Bu disiplin, dıştan dayatılan kuru bir düzen anlayışı olarak görülmemelidir. Asıl mesele, öğrencinin hayatın bir emanet olduğunu fark etmesi ve bu emaneti ölçüyle taşıyabilmesidir. Kendi vaktine, eşyasına, görevine, çevresine ve başkalarının hakkına dikkat eden öğrenci, zamanla davranışlarında da bir tutarlılık kazanmaya başlar. Böylece sorumluluk, yalnız yerine getirilmesi gereken bir yük olmaktan çıkar, insanın şahsiyetine yerleşen bir güvenilirlik vasfına dönüşür. Gündelik hayatında dağınık olanın büyük hedeflerde sebat göstermesi zorlaşır; küçük işlerde sadakat gösteren ise zamanla daha büyük vazifeleri de taşıyabilecek bir kıvama ulaşır.
Bugün birçok çocuk ve genç, hızın, ertelemenin ve dikkat dağınıklığının kuşatması altında yaşıyor. Yapılması gerekeni geciktirmek, sorumluluğu son ana bırakmak, başladığını tamamlamadan yenisine yönelmek ve gündelik hayatı gelişigüzel sürdürmek, zamanla şahsiyet üzerinde de aşındırıcı bir etki bırakıyor. Bu sebeple eğitim, yalnız bilgi ve beceri kazandırmakla yetinemez; öz denetim kurmayı, zamanı doğru kullanmayı, dikkatini toparlamayı, zor olanı öne almayı ve gündelik hayatı ahlakla örgülemeyi de öğretmelidir. Öz disiplin tam da burada, insanı dağınıklıktan kurtaran, iradesini güçlendiren ve sorumluluğa hazırlayan kurucu bir terbiye alanı olarak belirir.
Bu anlayışın eğitim ortamlarında kök salabilmesi için; öğrencilere küçük adımlarla ilerleme, zor olanı öne alma, zamanı planlama, dikkat dağıtıcıları azaltma ve başladığı işi istikrarla sürdürme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Günlük görevler ve ortak alan sorumlulukları dikkat, sadakat ve emanet şuuru içinde takip edilmeli; eşyaya, mekâna ve başkasının hakkına karşı özenli davranma kültürü okul hayatının ayrılmaz bir parçası hâline getirilmelidir.
Gündelik hayatta ölçü kazanan, küçük sorumlulukları ciddiyetle taşıyan ve davranışlarında istikrar kuran öğrenci, zamanla başkalarıyla birlikte yük almayı da daha sahih biçimde öğrenir. Bu bağlamda öz disiplin ve gündelik sorumluluk ahlakından sonra üzerinde durulması gereken bir başka alan, bilginin emekle yoğrularak hünere ve esere dönüşmesidir.
BİLGİNİN HÜNERE, EMEĞİN ESERE DÖNÜŞMESİ
Marifet, bir boyutuyla bilginin teorik kalmaması; bilakis el becerisine, hünere, üretime ve toplumsal faydaya dönüşmesidir. Bu sebeple eğitim, öğrenciyi yalnızca bilen biri hâline getirmekle yetinemez. Asıl ihtiyaç; bildiğini deneyebilen, denediğini geliştirebilen, geliştirdiğini ise nihayetinde bir esere dönüştürebilen bir kıvam kazandırmaktır. Bilgi; atölyede el ile, laboratuvarda pürdikkat bir nazar ile, uygulama alanlarında ise sabır ve tekrar ile yoğruldukça öğrencinin şahsiyetine daha derin biçimde nüfuz eder. Zihinde öğrenilen her ne varsa parmak uçlarına, bakışa ve davranışa taşındığında marifet sahih karşılığını bulmuş........