Caminin kuşattığı sesler |
Önceki yazılarımızdan birinde “Bir cami neleri kuşatır? diye sormuştuk.
Mimariden hemen sonra sesi düşünmeyi gerektiren bu soruyu, konun ehliyle yapılmış bir mülakat üzerinden cevaplamamız çok daha iyi olacaktır. Zira konuşan Bekir Sıdkı Sezgin olunca bizim de geriye çekilip onu dinlememiz edeptendir.
5 Mayıs 1978 tarihinde yapılan, Kök mecmuasında Mart-Aralık 1982 tarihleri arasında yedi makale olarak yayımlanan bu söyleşi, Sezgin’e yöneltilen şu soruyla açılıyor: “Klasik musikimiz ile dini musiki arasında ne gibi birleşen ve ayrılan noktalar vardır?
Burada “başlamak” yerine “açılmak” kelimesine başvurmamızın nedeni, izleyen sorularla cevapların da bu ilk soruyla bir iç bağa sahip olmalarındandır.
Diyor ki Sezgin:
“Klasik Türk mûsikîsi ile dînî mûsikî arasındaki birleşen ve ayrılan noktaların izâhına geçmeden önce şu husûsu açıklığa kavuşturmak isterim. Dînî mûsikî derken, kullandığımız bu tâbir, büyük bir genelleme oluyor kanaatimce... Zirâ dünya üzerinde yayılmış çeşitli İslâm toplulukları ve milletleri var. Afrika’dan tutun da uzak şarka kadar... (…)
Bütün buralarda İslâmiyet hâlen mevcut. Hepsinin de dînî mûsikîleri var. Bütün bu ülkelerde kısmen veya tamâmen, İslâm inanç ve anlayışı hüküm sürmektedir. (…)
Fakat İslâmiyet, Anadolu Türkleri’nde, daha büyük bir gelişme kaydetmiştir. Anadolu Türkleri İslâmiyet’e saygılı ve itâatkâr olup ona daha çok sâhip çıkmışlardır. (…)
İşte ondan dolayı diyorum ki, İslâmiyet, Anadolu Türkleri’nde daha büyük bir gelişme kaydettiği için, dolayısıyla dînî mûsikîleri de o derecede Allâh’a ve Resûlü’ne saygıda daha........