Veda vakti…

On dört yıl boyunca zulmün, vahşetin ve küresel statükonun karanlığına karşı bir meşale gibi yükselen; şehadetlerle, gözyaşlarıyla, fedakârlık ve sabırla yoğrulan; nice bedeller ödenerek, nice eşler, evlatlar toprağa verilerek, nice yürekler yangınlara sabrederek sürdürülen o şanlı devrim, destansı Suriye cihadı, bugün mücadelesini yeni bir kulvara; diplomasi cephesine taşımış durumda.

Bu zemin, Suriye'deki mücadele için bir son değil; cihadımızın değişen, yenilenen bir cephesidir.

Coğrafyamızda yaşanan her gelişme, Allah-u Teâlâ’nın bu toprakları büyük bir dönüşüme hazırladığının; İslâm’ın yeniden insanlığa yön vereceği günlerin yaklaştığının apaçık bir işaretidir.

Müslümanların uzun yıllar boyunca içine itildiği zillet çukurundan kurtulup izzetle ayağa kalkacağı; adaletin, rahmetin, huzur ve felahın yalnızca ümmete değil tüm insanlığa yayılacağı, İslam'ın sancağının özgürce dalgalanacağı bir dönemin temelleri işte burada, Şam’ın bereketli topraklarında atılmaktadır.

Böylesine hassas ve ümmetin geleceğini, bir anlamda kaderini belirleyici bir zaman diliminde, küllerinden yeniden doğmaya çalışan Suriye Devletimize farklı bir alanda; diplomasi cephesinde hizmet etme şerefine nail olmak, benim için kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir onurdur. Bu imkânı lütfeden Allah-u Teâlâ'ya hamdolsun.

Ancak üstlenmiş olduğumuz bu yeni sorumluluk, yıllardır sözlerimle ve kalemimle, başta Suriye olmak üzere İslâm davasının haklı sesini duyurmaya çalıştığım bu mecraya veda etmeyi gerektiriyor.

Bu veda bir uzaklaşma değildir; bilakis, yürüdüğümüz yolun ve uğrunda mücadele ettiğimiz davanın başka bir mevzisinde/cephesinde nöbete ve ribata devam etmektir.

Bu satırları kaleme alırken gönlümün bir yanında sizlere veda etmenin verdiği derin bir hüzün var; fakat o hüznün ardında, ümmetin yeniden ayağa kalkışına, izzetli günlerine doğru ilerleyişine dair içimde dalga dalga büyüyen tarifsiz bir umut ve heyecan taşıyorum.

Bizim Suriye’deki mücadelemiz, bir halkın, bir ülkenin, bir devletin ya da bir neslin değil; bir ümmetin kaderini şekillendirecek, ümmeti içinde bulunduğu Tîh buhranından çıkaracak tarihî bir yürüyüştür.

Veda ederken, bu mecrada İslâm davasının sesini yükseltmemize vesile olan kıymetli üstatlarımıza şükranlarımı sunmayı bir borç bilirim.

Ayrıca, eğer bir sözümüz incittiyse yahut farkında olmadan haddimizi aştıysak affınıza sığınıyorum.

Hakkınızı helâl ediniz.

Rabbim bizleri ümmeti izzetli günlerine kavuşturacak bu kutlu davaya hizmet edenlerden, mücadelesini ihlâs ve takvayla yalnızca kendisinin (Celle Celâlühû) rızası için; O’nun (Celle Celâlühû) yolunda ölüm gelinceye kadar kararlılıkla sürdürenlerden eylesin.


© Haber Vakti