Ramazan süslemeleri üzerinden Cumhuriyet tartışması: Gerçek mesele ne?

Bu memlekette bazı kronik refleksler maalesef kolay değişmiyor. Takvimler Ramazan’a yaklaşınca, sanki görünmez bir merkezden komut verilmişçesine aynı bayat ezberler dolaşıma giriyor:

“Laiklik elden gidiyor!”,

“Cumhuriyet tehlikede!”,

“Okullar gericiliğe teslim ediliyor!”

Peki, koparılan bu fırtınanın gerçek sebebi nedir?

Milli Eğitim Bakanlığı genelgesi doğrultusunda okullarda Ramazan süslemeleri yapılmış; okul panolarına “askıda ibadet” kartları iliştirilmiş. Çocuklara “Bir iyilik yap”, “Bir sure oku”, “Teravihe git” gibi naif ve tamamen gönüllülük esasına dayanan öneriler sunulmuş. Aslı esası kültürel bir atmosfer oluşturma çabası olan bu adımlar, bir anda suni ideolojik kriz manşetlerine dönüştürülüyor.

Sormak gerekiyor: Biz bu kadar mı kırılganız?

Fatiha, bu milletin evinde duadır, berekettir, şifadır. Duadan korkan bir dil, aslında toplumun kolektif hafızasından korkuyor demektir. Çünkü bu toprakların mayasıyla yoğrulmuş hiçbir Müslüman evladının Cumhuriyetle sorunu olmaz. Asıl sorun, Cumhuriyet adına cumhurun (halkın) değerlerine “fazlalık” muamelesi yapan jakoben zihniyettir.

Peki, sahiden Cumhuriyet ne demektir?

Cumhuriyet; cumhurun, yani halkın bizatihi yönetimi demektir. “Cumhur”; çoğunluktur, millettir, topluluktur. Milletin kendi iradesiyle, kendi kaderine hükmetmesidir. Bana göre; bir Müslüman için bu sadece siyasi bir tercih değil; adalet, meşveret ve istişare ilkeleriyle ruhu beslenen bir yönetim anlayışıdır.

Dolayısıyla mesele Cumhuriyet değildir; mesele, Cumhuriyet’in asil ismi arkasına saklanıp bu milletin inancını, ruh kökünü ve kimliğini bastırma çabasıdır. Eğer Cumhuriyet gerçekten halkın yönetimi ise; bu halkın inancı, kültürü ve bin yıllık Ramazan geleneği de kamusal hayatta kendine doğal bir yer bulacaktır. Ramazan süslemesi ile Cumhuriyet arasında bir tezat kurgulamak, kavramın ruhunu tersten okumaktır.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin bu hafta partisinin TBMM grup toplantısında ifade ettiği şu sözler, bu tartışmanın çerçevesini net biçimde ortaya koymaktadır:

“Cumhuriyet ile İslam’ı birbirine rakip gören zihniyet, hem tarihimize yabancı hem de milletimizin ruh köküne karşı art niyetlidir. Bizim anlayışımıza göre Cumhuriyet, Türk milletinin bin yıllık İslam ahlak ve faziletiyle perçinlenmiş siyasi iradesidir... Okullarda Ramazan’ın idrak edilmesi, laikliğin ihlali değil, aksine milli hafızanın ihyasıdır.”

Bu ifadeler, Cumhuriyetle inancı karşı karşıya getiren yapay gerilimin milletin vicdanında hiçbir karşılığı olmadığını tarihî bir perspektifle ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Çarşamba günü AK Parti Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada altını çizdiği şu sözler de meselenin çerçevesini tamamlamaktadır:

“Biz kimsenin hayat tarzına müdahale etmedik, etmeyiz. Ama milletimizin inancına, değerlerine ve kültürüne yönelik saygısızlığa da asla müsamaha göstermeyiz.”

“Bu milletin mayasında İslam vardır. Bu hakikati yok sayarak siyaset yapmak, milleti tanımamak demektir.”

Bu sözler, tartışmanın bir süsleme ya da teknik düzenleme meselesi olmadığını; milletin değerleriyle kurduğu bağın görünür olmasına yönelik rahatsızlığın ideolojik bir zemine dayandığını göstermektedir.

Asıl Mesele Kartlar ve Süsleme Değil, Görünürlüktür !

Haftalardır bazı mecralarda “Okullarda askıda ibadet kartları!” başlığıyla, sanki gizli bir yapılanma deşifre edilmiş gibi bir telaş havası estiriliyor. Oysa sahada olan biten gayet berrak: Okul koridorlarına mahya figürleri asılmış, kapılar “Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan” yazılarıyla bezenmiş, panolara kandil görselleri iliştirilmiş. Çocuklar kendi elleriyle boyamalar yapmış, öğretmenler samimi bir kültürel iklim oluşturmuş. O kartlarda ise yalnızca “Komşunu sevindir”, “Bir iyilik yap”, “Bir sure oku” deniliyor. Bir zorunluluk yok, bir not kaygısı yok; sadece gönüllülük ve sevgi var.

Gerçekten mesele birkaç kart ve birkaç süsleme mi? Elbette hayır.

Mesele süsleme değil; mesele bu toprakların ruhunun kamusal alanda görünür olmasıdır.

Türkiye’de laiklik uzun yıllar “devletin tarafsızlığı” yerine “dinin tasfiyesi” olarak uygulandı. Başörtülü genç kızlar kapılardan çevrilirken, dindarlık mahcup edilmesi gereken bir kimlik gibi sunuldu. Bugün o yasaklar sona ermiş olabilir; ancak zihinsel tortusu hâlâ bazı zihinlerde alarm üretmeye devam ediyor. Bir okul koridorunda Ramazan panosu görünce eski reflekslerin harekete geçmesinin sebebi budur.

Ramazan Sadece Bir Takvim Değil, Bir Hafızadır !

Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in okullarda Ramazan ayına yönelik etkinliklerin önünü açan genelgesi, suni tartışmalara verilmiş vakur bir cevaptır. Bu genelge kimseye ritüel zorunluluğu getirmemiş; sadece bu milletin çocuklarının kendi medeniyet değerlerinden koparılarak yetiştirilemeyeceğini hatırlatmıştır.

Modernleşmeyi köksüzleşme zannedenlere şunu sormak gerekir: Avrupa’da Noel zamanı devlet okulları süslenirken kimse “Laiklik tehlikede” demezken, Ramazan söz konusu olduğunda neden panik üretilir?

Bizim için Ramazan; İbadettir, mahyadır, iftardır, komşuya uzanan bir tabak sıcak çorbadır. “Ben”den vazgeçip “biz”e hicret etmektir.

Başta sormuştuk: Gerçek mesele ne?

Gerçek mesele birkaç kart değildir.

Gerçek mesele birkaç süsleme değildir.

Gerçek mesele çocukların yaptığı boyamalar hiç değildir.

Gerçek mesele, dinî ve kültürel sembollerin kamusal alanda görünür olmasına duyulan ideolojik rahatsızlıktır.

Bir kesim için din, bireyin vicdanında kalmalı; evinin duvarlarını aşmamalıdır. Kamusal alanda görünür olduğu anda “rejim tartışması” başlatılmaktadır.

Bu refleksin arkasında üç temel yaklaşım vardır:

Birincisi; Laikliği tarafsızlık değil, dinin kamusal alandan tasfiyesi olarak yorumlayan tarihsel anlayış,

İkincisi; Toplumun dindar çoğunluğuna karşı kültürel üstünlük iddiası taşıyan jakoben bakış,

Üçüncüsü; Milletin hafızasını modernleşme adına yeniden biçimlendirme arzusu.

Bu yaklaşımın adı açıkça konulmasa bile; dinin kamusal görünürlüğünden sistematik biçimde rahatsız olmak, ideolojik bir mesafeyi ortaya koymaktadır.

Oysa bu millet, Cumhuriyetle de barışıktır, Ramazanla da.

Cumhuriyet halkın iradesidir.

Ramazan o halkın ruhudur.

Ruh ile iradeyi karşı karşıya getirmek toplumsal barışı değil, yapay gerilim üretir.

Bu topraklarda Ramazan bir misafir değil, ev sahibidir.

Mahyalar yanmaya, iftar sofraları kurulmaya, çocuklarımız bu kadim iklimi solumaya devam edecek.

Bazı değerler gündemle gelmez, gündemle gitmez; onlar bir milletin kalbinde ebediyen yaşar.


© Haber Vakti