Kâbe’de Hacılar hu der Allah |
Son günlerde bir ilahi milyonların dilinde: “Kâbe’de hacılar hu der Allah…” Sosyal medya bu nakaratla doldu, gençlerin story’lerinde aynı ses yankılandı, videolar milyonlara ulaştı. Önce hakkı teslim edelim: Bir ilahi vesilesiyle milyonlarca insanın kulağına “Allah” lafzının gitmesi küçümsenecek bir hadise değildir. Buna vesile olan besteciyi de, icra edeni de hayırla anmak gerekir. Çünkü hayra vesile olan, hayırdan nasip alır. Eğer samimiyetle yapılmışsa bu bir hizmettir ve hizmet takdir edilir.
Fakat burada ince bir çizgi vardır. O çizgi, tesirin kaynağı meselesidir. Bizim geleneğimizde bir ölçü vardır: Tesir, kelamın sahibindendir; kul sadece vesiledir. “Hu” lafzının kalpte bıraktığı titreşim, onu söyleyen sesin teknik gücünden değil, işaret ettiği Hak’tandır. Allah lafzının tesiri, melodinin başarısından değil, o lafzın azametindendir. Bunu unutmaya başladığımız an, hakikati kişiye bağlamış oluruz. İşte tehlike burada başlar.
Toplum olarak zaman zaman bir eğilim gösteririz: Mesajdan ziyade mesajı getireni büyütürüz. Hakikatten ziyade hakikati dillendiren figürü öne çıkarırız. Oysa bu bir zarf–mazruf meselesidir. Zarf taşıyıcıdır, mazruf ise içindeki özdür. Zarfı büyütüp mazrufu gölgede bıraktığımızda, hakikatin merkezini kaydırmış oluruz. Oysa İslam düşüncesi boyunca büyük âlimler ve mürşitler hep aynı uyarıyı yapmıştır: “Bana değil, söylediğime bakın.” Çünkü şahıs fanidir, hakikat bakidir. Kişiye bağlılık kırılgandır; hakikate bağlılık kalıcıdır.
Dijital çağ bu eğilimi daha da hızlandırıyor. Algoritmalar figür üretmeyi seviyor. Bir anda bir isim yükseliyor, milyonlar peşine takılıyor, bir süre sonra aynı hızla unutuluyor. Modern kültür kahraman üretip tüketme üzerine kurulu. Eğer maneviyat da bu döngünün içine çekilirse, zikir bile bir performansa dönüşebilir. Oysa zikir performans değildir; hatırlamadır. Zikir gösteri değildir; yöneliştir. “Hu” bir ses değil sadece, bir işarettir. O işaret, kulağa değil kalbe dönüktür.
Şunu da hatırlamak gerekir: Hakikat, onu söyleyen kişiden bağımsızdır. Allah dilerse hiç ummadığımız birini vesile kılar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Allah’ın kudreti kulların niyetine mahkûm değildir. Bazen bir mümin eliyle, bazen bir zalim eliyle, bazen hiç beklenmeyen bir figür üzerinden bir hakikati görünür kılar. Çünkü kudret O’nundur. Biz vesileyi kutsallaştırmaya başladığımızda, tesirin kaynağını yanlış yerde aramış oluruz. Şükür vesileye, hamd Hak’kadır.
Burada yapılması gereken denge şudur: Hayra vesile olanı takdir edelim ama kahramanlaştırmayalım. İlahiyi dinleyelim ama onu söyleyen kişiyi merkeze koymayalım. “Hu”yu büyütelim, sesi değil. Çünkü ses kesilir; “Hu” kalır. Melodi unutulur; Allah lafzı baki kalır. Kişi hata yapabilir, değişebilir, savrulabilir; fakat hakikat değişmez. Eğer hakikati kişiye bağlarsak, kişinin zaafı hakikatin değerini gölgeleyebilir. İslam medeniyeti şahıs merkezli değil, ilke merkezli bir medeniyettir.
Bu vesileyle şunu da hakkaniyetle ifade etmek gerekir: Bu ilahinin bestesinden icrasına, yayılmasına vesile olan herkese teşekkür borcumuz vardır. Bir melodiyle milyonlara “Allah” lafzını ulaştırmak, hafife alınacak bir iş değildir. Eğer bir gencin diline “Hu”yu düşürdüyse, bir kalpte Kâbe hasreti uyandırdıysa, bir anlığına bile olsa Allah’ı hatırlattıysa, bu başlı başına kıymetli bir hizmettir. Hayra vesile olanın nasibi de hayırdır. Rabbim kabul eylesin.
Ancak burada en hayati mesele şudur: Maneviyatın en büyük düşmanı eleştiri değil, şöhrettir. Alkış çoğaldıkça niyet incelir; kalabalık arttıkça kalp imtihanı büyür. Dijital çağ insanı bir günde yükseltir, bir günde unutur. Bu yüzden ölçü; trend olmak değil, istikamet üzere kalmaktır.
İlahiyi besteleyen de, okuyan da, paylaşan da şunu unutmamalıdır: Bu tesir onların sesiyle değil, “Hu”nun kendisiyledir. Eğer merkezde Allah lafzı kalırsa, bereket artar. Eğer merkez kayar, şahıs öne geçerse, o zaman maneviyat performansa dönüşür. İhlas kaybolduğunda tesir de azalır.
Bizim tavsiyemiz şudur: Alkışa değil, istikamete kulak verin. Popülerliğe değil, niyete bakın. “Hu”yu marka yapmaya değil, kalbe indirmeye gayret edin. Çünkü söyleyen fani, söylenen bakidir. Ses kesilir ama Allah lafzı kalır.
Ve biz de toplum olarak ölçümüzü koruyalım. Teşekkürü vesileye edelim, hamdi Hak’ka yöneltelim. Kahraman üretmeyelim; hakikati büyütelim. Allah dilerse hiç ummadığımız birini bile dinine hizmetkâr kılar. Kudret O’nundur, bizler sadece birer aracıyız.
Mesele, o “Hu”nun kim tarafından söylendiği değil; bizim kalbimizde yankı bulup bulmadığıdır.