Bugün Venezuela, Yarın Kim? |
Değerli Kardeşlerim,
Venezuela’da yaşanan son hadiselerin ardından ister istemez bu ülkeyle ilgili bir araştırma yapma ihtiyacı hissettim. Bu satırları yazmaktaki niyetim, bir ülkeyi ya da bir lideri savunmak değil; dünyanın nereye savrulduğunu, gücün hukukun yerine nasıl ikame edildiğini vicdan terazisinde tartmaktır. Açık kaynaklara, uluslararası raporlara ve genel verilere baktığımda karşıma çıkan tablo şuydu: Venezuela sanıldığı gibi sıradan bir ülke değil; yerin altı adeta bir hazine sandığı. Dünyanın kabul ettiği rakamlara göre Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervi yaklaşık 303 milyar varil. Günümüz şartlarında bir varil petrolün ortalama 61,5 dolar civarında seyrettiği düşünüldüğünde, bu rezervin bugünkü parasal karşılığı yaklaşık 18,6 trilyon dolar ediyor. Rakam büyük, servet devasa.
Ne var ki bu zenginlik Venezuela’ya yıllardır huzur değil; kriz, kavga ve dış müdahale getirdi.
İspanyol sömürgesinden kurtuluşla başlayan yolculuk, darbelerle, kırılgan yönetimlerle ve dış baskılarla devam etti. 1999’dan sonra petrolü “halkın malı” ilan eden siyasal çizgi, Venezuela’yı Amerika Birleşik Devletleri ile açık bir cepheleşmenin içine soktu. Ardından gelen yıllarda ekonomik yaptırımlar (ambargolar) ağırlaştı, ekonomi daraldı, hayat pahalılığı kontrolden çıktı ve milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yaklaşık 28 milyon nüfuslu Venezuela, haritada büyük ama sofrada yorgun bir ülke hâline geldi.
Kâğıt üzerinde bakıldığında Venezuela fakir bir ülke değil. Petrolün yanında altın, demir cevheri ve boksit gibi stratejik madenlere de sahip. Ancak mesele maden meselesi değildir; mesele düzendir. Düzen bozuldu mu, altın da petrol de insanı doyurmuyor. Ekonomik kuşatma, siyasi baskı ve dış yönlendirme, bu zenginliği halkın elinden alıp bir enkaza dönüştürdü.
Amerika ile Venezuela arasındaki gerilim bugün “demokrasi” söylemiyle izah edilmeye çalışılıyor. Ancak herkes biliyor ki mesele sandıktan ibaret değil. Mesele; enerji güvenliği, küresel nüfuz (etki alanı) ve diz çökmeyen ülkelerin hizaya sokulmasıdır. Venezuela, hem petrolüyle iştah kabartıyor hem de büyük güçler arasındaki küresel bilek güreşinde kilit bir alan teşkil ediyor. Bu yüzden başkent Caracas’ta atılan her adım Washington’da yakından izleniyor. Bu tabloya bakarken şu soruyu sormadan geçemeyiz: Bu yaşananlar sadece Venezuela’yı mı ilgilendiriyor, yoksa güçlünün hukuku ezdiği yeni bir dönemin habercisi........