Bir |
İnsan bazen durup bakmalı…
Gerçekten bakmalı. Sadece görmek için değil, anlamak için. Çünkü bu hayat, bize sürekli konuşur; ama biz çoğu zaman sadece sesini duyar, sözünü kaçırırız.
Bu dünyada hiçbir şey başıboş değildir.
Bir yaprak bile dalından koparken bir hikâye taşır.
Bir yağmur damlası bile nereye düşeceğini bilir.
İnsan ise çoğu zaman en büyük yanılgıyı burada yaşar:
Oysa tesadüf, hakikatin üzerini örten en zayıf kelimedir. Çünkü gerçekten bakıldığında; düzen, ölçü ve anlam, tesadüfün değil, iradenin eseridir.
Bugün dünyanın dört bir yanında yaşanan acılar…
Savaşlar, gözyaşları, yıkımlar…
Bunların hiçbiri sebepsiz değildir.
Bir çocuk ağlıyorsa, o gözyaşının bir sebebi vardır.
Bir şehir yıkılıyorsa, arkasında bir hikâye vardır.
Bir insan zulme uğruyorsa, bu boşlukta gerçekleşmez.
Ama insan çoğu zaman sadece görüneni konuşur.
Sebepleri değil, sonuçları tartışır.
Oysa hakikat daha derindedir.
Bu âlemde her şey bir sebebe bağlıdır.
Ve her sebep, daha büyük bir hikmetin parçasıdır.
Bu, zulmü haklı kılmaz…
Ama hiçbir şeyin sahipsiz olmadığını gösterir.
Hiçbir acı başıboş değildir.
Hiçbir gözyaşı kaybolmaz.
Hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz.
Çünkü bu düzenin bir sahibi vardır.
Ve o sahip, her şeyi görür.
Her şeyi bir ölçü ile yaratır.
İnsan bunu unuttuğunda, dünya ona kaotik görünür.
Her şey dağınık, her şey anlamsız gelir.
Ama bir an durup gerçekten baktığında…
Parçaların aslında tek bir merkeze bağlı olduğunu fark eder.
Dağınık gibi görüneni birlemektir.
Kopuk gibi hissedileni tek bir hakikatte toplamaktır.
İnsan, her şeyi ayrı ayrı anlamaya çalıştıkça yorulur.
Ama hepsini tek bir Kudret’e bağladığında huzur bulur.
Ne yaşanıyorsa, bir başıboşluk değil; bir hikmetin içindedir.
Bir gün küçük bir çocuk, babasının elini tutmuştu. Kalabalık bir çarşının ortasında yürürken gözleri her şeye takılıyor, her şeyi merak ediyordu. Bir dükkânın önünde durdu, içeride kusursuz bir düzen vardı. Raflar simetrik, ürünler tertipli, her şey yerli yerindeydi.
“Baba, burası kendi kendine mi böyle olmuş?”
“Hiç olur mu?” dedi. “Bir sahibi var, bir düzen kuran var.”
Çocuk bir süre sustu. Sonra başını kaldırdı, gökyüzüne baktı. Gün batıyordu… Renkler birbirine karışmıştı.
Yavaşça tekrar sordu:
“Peki bu… bu gökyüzü de mi birine ait?”
Babası bu sefer daha derin baktı:
“Evet,” dedi. “Hem de her şeyden daha çok.”
İşte insanın yolculuğu da bu soruyla başlar.
Ve cevabı bulduğunda, artık hiçbir şey eskisi gibi görünmez.
Bu koca âlemde sahipsiz hiçbir şey yoktur.