Bir sesin dünyayı saran hakikati |
Bazen bir ses yükselir… Ne büyük bir sahneden, ne milyonluk prodüksiyonlardan, ne de ihtişamlı bir güç gösterisinden. Sade, içten ve hesapsız bir yerden çıkar. Ama yankısı sınırları aşar, coğrafyaları deler, kalplere dokunur. İşte o an anlarız: Bu, insanın değil, hakikatin sesidir.
Bugün Celalettin Türe’nin seslendirdiği “Huder” ilahisinin Kâbe’de yankılanışı, tam da bu hakikatin modern zamandaki tezahürü gibidir. Ne arkasında devasa bir servet, ne küresel bir pazarlama gücü, ne de alışıldık şöhret kalıpları… Ama buna rağmen onun sesi, milyonların kalbine dokunuyor. New York’tan Arabistan’a kadar billboardlara yansıyan bir sima, sosyal medyada trend olan bir çağrı… Ve tüm bunların ötesinde, insanın içine işleyen bir samimiyet.
Bu tablo bize bir şeyi yeniden hatırlatıyor: Allah, davasını dilediği kul üzerinden, dilediği şekilde yüceltir.
İnsan, tarih boyunca kendi gücünü abartmaya meyilli olmuştur. Servetiyle, makamıyla, çevresiyle dünyayı etkilediğini zanneder. Hatta kimi zaman, hakikatin bile kendi omuzlarında yükseleceğini düşünür. Oysa bu, en büyük yanılgılardan biridir.
İslam’ın ilk yıllarına baktığımızda bu yanılgı paramparça olur. Toplumun en alt tabakasında görülen, değersiz sayılan bir insan… Bir köle… Ama o köle, Bilal -i Habeşi,ezanla birlikte tarihin en güçlü çağrılarından birine ses olur. O ses, sadece Mekke’de değil, asırlar boyunca bütün insanlığın kalbinde yankılanır.
Bu bir tesadüf değildir.
Bu, ilahi bir tercihtir.
Allah, bazen en güçlüleri değil, en görmezden gelinenleri seçer. Bazen sarayları değil, sade hayatları merkez yapar. Çünkü mesele güç değildir. Mesele; samimiyet, teslimiyet ve sadakattir.
Bugün de değişen bir şey yok.
Milyonlar harcanarak yapılan işler, büyük isimlerle yürütülen projeler, devasa organizasyonlar… Hepsi bir anda unutulabilir. Ama içten çıkan bir söz, samimi bir ses, Allah’ın izniyle bütün dünyada yankı bulabilir. Çünkü hakikat, gösterişle değil; ihlasla büyür.
Celalettin Türe’nin sesi bu yüzden farklıdır. Çünkü o sesin arkasında bir iddia değil, bir teslimiyet vardır. O yüzden insanlar sadece dinlemiyor; hissediyor.
Ve bizlere düşen en büyük ders şudur:
Allah’ın davası bizimle büyümez. Biz, o davaya layık olabildiğimiz ölçüde büyürüz.
Belki de bu yüzden, en büyük yankılar en mütevazı kalplerden çıkar.
Belki de bu yüzden, bir zamanlar zincirlenmiş bir kölenin sesiyle yükselen hakikat, bugün yine gösterişten uzak bir sesle dünyaya yayılıyor.
Ve belki de bu yüzden, Kâbe’de yankılanan o ilahi, sadece bir ezgi değil; insanlığa verilmiş bir mesajdır:
“Güç sende değil… Seni seçende.”
Ramazan Bayramınız mübarek olsun.