Ekranlar Ahlaksızlık Namussuzluk ve Dinsizlik Akıtıyor
Bugün evlerimizin en baş köşesinde duran ekranlar; sadece görüntü vermiyor, bir hayat tarzı, bir değer sistemi, bir ahlak anlayışı pompalıyor. Ve ne yazık ki bu pompalanan içerik; çoğu zaman bizim inancımıza, kültürümüze ve medeniyet tasavvurumuza aykırıdır.
Biz farkında olmadan çocuklarımızın zihnine bir dünya inşa ediliyor. O dünya; helali değil hazzı, sadakati değil aldatmayı, aileyi değil bireysel arzuyu, hakkı değil gücü kutsuyor.
TV Programları Fitne Saçıyor
Televizyon dizileri ve bazı programlar artık sadece eğlence üretmiyor; normalleştirme operasyonu yürütüyor.
Genç bir fert, haftada onlarca saat bu içeriklere maruz kaldığında zihninde şu mesaj yerleşiyor:
“Demek ki hayat böyle yaşanır.”
Oysa hayat böyle yaşanmaz. Hayat; emanet bilinciyle, sorumlulukla, mahremiyetle, inançla, ahlakla ve takvayla yaşanır.
Aldatmak Normalleştiriliyor
Dikkat edin; dizilerde aldatma artık bir “trajedi” değil, çoğu zaman bir “romantik heyecan” olarak sunuluyor ya normal bir kaçamak.
Eşini aldatan karakter; çoğu zaman güçlü, cazibeli ve haklı gösteriliyor. Aldatılan eş ise çoğu zaman silik, yetersiz veya suçlu gibi resmediliyor.
Bu bilinçaltı mesaj şudur: Sadakat eski moda, ihanet heyecanlıdır. Bu, aile kurumuna doğrudan saldırıdır. Aileyi ayakta tutan temel sütun güven ve iffettir. Güven yıkılırsa, toplum da yıkılır.
Aile İçi Namus Yok Sayılıyor
Namus; sadece cinsel bir kelime değildir.
Namus, bir medeniyetin ahlaki omurgasıdır, helallik sınırıdır. Bugün ekranlarda aile içi sınırlar silikleşiyor. Mahremiyet ortadan kaldırılıyor. Eşler arasındaki özel alanlar alenileştiriliyor. Özel olan teşhir ediliyor.
Mahremiyet kaybolursa;
Ve utanma duygusu kaybolduğunda, artık her şey yapılabilir hale........
