TRUMP’IN ÇALKANTILARLA DOLU GÜMRÜK VERGİLERİ YILI |
ABD siyasetinde “ticaret” başlığı, Donald Trump için hiçbir zaman yalnızca ekonomiyle sınırlı bir alan olmadı. Gümrük vergileri, onun dünyasında bir dış politika aracı, bir iç siyasi mobilizasyon unsuru ve çoğu zaman da “ulusal kurtuluş” söyleminin somut bir ifadesi oldu. Trump’ın ikinci başkanlık dönemine damga vuran gümrük vergileri yılı ise bu yaklaşımın zirveye çıktığı, aynı zamanda hukuki, ekonomik ve diplomatik gerilimlerin iç içe geçtiği bir dönemi temsil ediyor.
Trump’ın “Kurtuluş Günü” olarak adlandırdığı ve Amerikan sanayisini yeniden ayağa kaldırma iddiasıyla başlattığı yeni gümrük vergileri dalgası, yalnızca ithalat rakamlarını değil, küresel ticaret düzenine dair yerleşik kabulleri de sarsmış durumda. Ancak bu süreç, vaat edilen ekonomik toparlanmanın ötesinde, mahkeme salonlarından Dünya Ticaret Örgütü koridorlarına uzanan bir mücadele alanına dönüştü.
“Kurtuluş Günü”: Siyasi bir sembol, ekonomik bir kırılma
Trump yönetiminin gümrük vergileri politikasında simgesel bir dönüm noktası olarak ilan edilen “Kurtuluş Günü”, ABD’nin dış ticarette “yeniden egemenliğini kazanacağı” söylemiyle sunuldu. Bugün, özellikle Çin, Meksika ve Avrupa Birliği’nden ithal edilen bazı ürünlere yönelik yüksek oranlı ek vergilerin yürürlüğe girdiği tarih olarak kayda geçti.
Trump’a göre bu adımlar, yıllardır Amerikan işçisini mağdur eden “adil olmayan ticaret uygulamalarına” karşı gecikmiş bir karşılıktı. Başkan, mitinglerinde ve sosyal medya paylaşımlarında gümrük vergilerini “ekonomik bağımsızlık bildirgesi” olarak tanımladı. Bu söylem, özellikle sanayi eyaletlerinde karşılık buldu; paslanmış fabrikalar ve kaybedilmiş istihdam, Trump’ın politikalarının meşruiyet zemini olarak sunuldu.
Ancak ekonomik veriler ve piyasa tepkileri, bu sembolik anlatının çok daha karmaşık bir tabloyu gizlediğini gösterdi. İthal girdilere bağımlı sektörlerde maliyetler hızla yükselirken, tüketici fiyatlarına yansıyan artışlar enflasyonist baskıları güçlendirdi. Trump yönetimi bu etkileri “geçici bedeller” olarak tanımlasa da şirket bilançoları ve hane halkı bütçeleri üzerinde oluşan baskı giderek daha........