2025 YILI YOKSULLUK VE YAŞAM KOŞULLARI İSTATİSTİKLERİ |
Türkiye’de yoksulluk, istatistiklerde sınırlı bir iyileşmeye işaret etse de gündelik yaşamın tanıklıklarıyla yan yana getirildiğinde çok daha karmaşık bir tablo sunuyor. TÜİK’in 2025 yılı Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, göreli yoksulluk oranında düşüş yaşandığını gösterirken; maddi yoksunluk, borçluluk, konut sorunları ve sosyal dışlanma riskinin hâlâ yüksek düzeylerde seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu durum, yoksulluğun yalnızca “gelir” meselesi olmaktan çıkarak çok boyutlu ve yapısal bir sorun haline geldiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Göreli Yoksullukta Düşüş: İyileşme mi, Ölçüm Etkisi mi?
2025 yılı itibarıyla, eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert medyan gelirinin P’si esas alınarak hesaplanan göreli yoksulluk oranı ,0 olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla göre 0,6 puanlık bu düşüş, ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görünse de dikkatle okunması gereken bir sonuç niteliği taşıyor. Zira göreli yoksulluk, toplumun genel gelir düzeyine göre hesaplandığından, medyan gelirin reel olarak baskılanması durumunda yoksulluk oranı teknik olarak gerileyebiliyor.
Benzer bir eğilim, medyan gelirin `’ı esas alındığında hesaplanan yoksulluk oranında da görülüyor. Bu ölçüte göre yoksulluk oranı ,6 seviyesine gerilerken, medyan gelirin p’i baz alındığında dahi oran (,7 gibi oldukça yüksek bir düzeyde bulunuyor. Bu tablo, toplumun yaklaşık üçte birinin ortalama refah seviyesinin belirgin biçimde altında yaşadığını gösteriyor.
Hane halkı Yapısı Yoksulluğun Kaderini Belirliyor
Yoksulluğun hane halkı türlerine göre dağılımı, Türkiye’de sosyal yapının ekonomik sonuçlarını açık biçimde yansıtıyor. En düşük yoksulluk oranı (%3,9), çekirdek aile bulunmayan ve birden fazla kişiden oluşan hanelerde görülüyor. Bu durum, dayanışma ve ortak gelir kullanımının yoksulluğu sınırlayıcı etkisini ortaya koyuyor.
Buna karşılık, tek çekirdek aileden oluşan hanelerde yoksulluk oranı ,9, en az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanelerde........