O Türk’tü ağlamaya değmez… |
12 Eylül öncesi; anarşi almış başını gidiyor… Gençlerimiz tek tek düşerken Avrupa, Türkiye’nin birliğini dinamitleme derdindeydi.
Buradan kaçıp bir Avrupa devletine sığınan, ülkemin itibarını ne kadar düşürürse o kadar itibar görüyor, o kadar destek alıyor, o kadar sığınmacı kamplarında yaşamaya hak kazanıyordu.
Yeter ki, sınırı geçmiş olsun… Sınırı geçince, atış serbest.
O dönem aramızda sıkça anlattığımız bir fıkra vardı:
Bir Türk ailesi, büyük bir ırmaktan oluşan sınıra geliyor. Irmağın karşı kıyısı Avrupa. Oraya geçen artık Alman oluyor. Ama akıntı çok…
Baba suya bir atlar, kolaylıkla karşı kıyıya geçer; Alman olmuştur artık.
Sonra anne… Biraz zorlansa da o da yüzerek geçmeyi başarır.
Büyük çocuk, boğulma tehlikesine rağmen karşıya geçer… O da paçayı kurtarır. Almadır artık.
Ailenin en küçüğü, suya atlar, garibim karşıya geçemez, çırpınarak can verir…
Anne, başlar dövünüp ağlamaya…
Baba, ciddi… Yüzünde en küçük bir üzüntüden eser yok. Karısına kızar;
“Ne ağlayıp duruyorsun? O........