Dr. Aynur Eken ve kendimle sohbet |
Kalp atışı ve aldığım nefes benimleydi; servetimi taşıyordum.
Varlığını hissetmediğimiz zenginliğin anlamı da yoktur.
İnsan, zenginliğini en çok, kaybetme riski ile karşılaştığı an hisseder.
O insan yaşamının en sihirli anıdır; Zweig’in tanımıyla, yıldızının sönüp parladığı andır.
Öyle bir anı yaklaşık 13 yıl önce yaşadım…
“Akciğer kanserisiniz. Biz elimizden gelen her şeyi yapacağız, gerisini Allah bilir…” Bu teşhisi duyduğumda önce sessizleştim.
Sonra o gece, servetimin envanterini yapmaya karar verdim.
Ailem, çocuklarım, torunlarım… Hepsinin de aydınlık gelecek umudu yüksek…
Sabah uyandığımda yanımda eşim, gökyüzünün aydınlanması ve maviliğin gönlüme dolması… Bunları gören gözüm, yürüyen ayaklarım, tutan ellerim.
Ve… Bitirip yayınlamayı hedeflediği kitaplarım… Yani? Yani peşine düştüğüm bir amacım…
Tanrım ben ne kadar zenginmişim…
Bir varsıl ölünce servetini, bir köle zincirlerini kaybeder. Ben de ölünce yaşam sevincini ve yarım bıraktığım kitaplarımı kaybedecektim.
Bunu fark ettiğim an, yıldızımın parladığı andır.
Kollarımı Tanrıya açtım ve:
“Tanrım tamam. Buraya kadar anladım. Ama senden küçük bir ricam var. Bitirmem gereken dört kitap var. İzin ver de yarım kalmasın.”
O gece bu duayı yaptım.
Ertesi gün olağan bir sabaha uyandım. Güneşin ışıklarını içtim. Havanın serinliği… Kalp atışı ve aldığım nefes benimleydi. Yani kasamı yanımda taşıyordum.
İki kutu tatlı yaptırıp bana teşhis koyan kuruma gittik (eşimle beraber) ve kutlama yaptık. Çünkü artık ben, nasıl ve neden öleceğimi biliyordum.
Ama ölmedim.
NASIL SAVAŞTIM
Peki nasıl savaştım?
İtiraf edeyim, hiç de savaşmadım. Sadece ve sadece doktorumun dediğini yaptım. O kadar… Evet! Evet! O kadar.
Kısaca hastalığımın (Akciğer kanseri) yani eski hastalığımın hikayesinden söz edeyim.
Aile dostumuz olması münasebetiyle Radyoloji Onkolog Dr. Fatma Akdoğan ile aile dostluğumuz vardı. Arada bir ailece görüşüyorduk. Benim davranışlarımda,........