EĞİTİMDE NEREYE GELDİK?
İnsanı Tanımadan Eğitmek Mümkün mü?
“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. İki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder.”
(Bediüzzaman Said Nursî, Asâr-ı Bedîiyye)
Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana yüz yılı aşkın bir zaman geçti. Peki, eğitimde bugün geldiğimiz nihai nokta nedir? Ne yazık ki, zaman zaman yetiştirdiğimiz gençlerin birbirlerini rakip, hatta düşman telakki edebildikleri; insaf ve merhamet sınırlarının zorlandığı hadiselerle karşı karşıya kalıyoruz.
Bu noktada şu itirazlar yükseltilebilir: “Eğitim cinayeti mi öğretiyor?” Elbette hayır. “Birbirinizi sevmeyin mi diyoruz?” Hayır. Ancak mesele yalnızca neyi öğrettiğimiz değil, neyi ihmal ettiğimizdir. Bilgi veriyoruz; fakat insanı tanıyor muyuz?
İhmal Edilen Hakikat: İnsanı Tanımak
Bugün eğitim çoğu zaman müfredatı tamamlamak, ölçme-değerlendirme süreçlerini işletmek ve akademik başarıyı artırmak gayretiyle........
