We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

RECMİN HİKMETİ HAKİKATİ PSİKOLOJİSİ SOSYOLOJİSİ MATEMATİKSEL KURAMI

4 0 0
24.06.2022

Bir önceki “RECM’İN KUR’AN’DAKİ DELİLLERİ” başlıklı yazımda recm cezasının Kur’an-ı azimüşşan’daki delillerini incelemiştik. Bahse konu yazımı okumadıysanız öncelikle o yazımı okumanızı konunun daha iyi anlaşılması için öneririm. Bu yazıyı da tüm ön yargılarınızdan arınarak okumanızı rica ederim. Alanında uzman psikologlar da zaten bana hak vereceklerdir. Ancak o yazıda değinmeyi unuttuğum bir durum söz konusudur. Bu yazıda hem o unuttuğum durumu analiz edeceğiz hem de recmin bugüne dek konuşulmayan hususlarını irdeleyeğiz. Bu yazı biraz uzun olacak ama gerçekten böyle olması gerekmektedir. Allah rızası için bu yazıyı sonuna kadar tüm ön yargılarınızdan sıyrılarak okuyunuz.

Bir önceki yazımda nisa suresi 24. ve 25. ayetleri ve nur suresi 2. ayetten başlayarak nur suresi 10. ayete kadar bu ayetleri üç gruba bölerek incelemiştik. Bu inceleme sırasında vurgulamayı unuttuğum bir konu vardır. Nisa suresi 25. ayette evli cariyeye ceza hükmü “Bâkire hür kadınların cezasının yarısıdır.” şeklinde belirlenmiştir. Başka bir deyişle evli bir cariye bekar hür kadının zina cezasının yarısı kadar ceza alacaktır. Bu durumda bâkire hür kadınlara ne ceza verilecek? Bâkire hür bir kadın zina ettiğinde hangi cezayı alacak? Bu ceza ikiye bölünebilen bir ceza olmalı çünkü Nisa suresi 25. ayette evli cariyelere bu cezanın yarısı hükmedilmiştir. Bâkire hür kadınların zinasının cezasını Nur suresi 2. ayette görmekteyiz. Bu ayette bâkir hür erkek ile bâkire hür kadınlara 100’er celde uygun görülmektedir. Nur suresi 2. ayette zikredilen zina eden kadınlar bekâr olmak zorundadır çünkü Nisa suresi 25. ayette evli cariyelerle kıyaslanan ve onlara verilen cezanın yarısının evli cariyelere verildiği kadınlar bekâr kadınlardır. Dolayısıyla Nisa suresi 25. ayet bizlere bekâr hür kadınların zinasının cezasını aratır. Bizler bu ayeti okuduktan sonra acaba bekâr hür kadınların zinalarının cezası nedir ki, diyerek bekâr hür kadınların zina cezasını ararız. Bekâr hür kadınların zinalarının cezası da Nisa suresi 24. ve 25. ayetlerden daha önce inen Nur suresi 2. ayette yer almaktadır. Başka bir deyişle Nisa suresi 24. ve 25. ayetlerle Nur suresi 2. ayeti bağlamamız için Nur suresi 2. ayette zikredilen zina eden kadınların bekâr hür kadınlar olması gerekmektedir. Nisa suresi 25. ayette kullanılan الْمُحْصَنَاتِ kelimesi korunmuş, saklanmış, özenle iffetine sahip çıkılmış ve sadece nikah akdi ile kocasına helâl olacak bâkire hür kadınları ifade etmektedir çünkü bu kelimenin kökünde korunma, sakınma, saklanma vardır. Özellikle bu kelimenin ayette yer alması manidardır. Bu kelime Nisa suresi 24. ve 25. ayetlerdeki anlam ilgisine binaen korunmuş, saklanmış, özenle iffetine sahip çıkılmış ve sadece nikah akdi ile kocasına helâl olacak bâkire hür kadınları ifade etmektedir. Buradan hareketle bu ayette bahsedilen bâkire hür kadınların zina yapması durumunda yalnızca bu bâkire hür kadınlara verilecek cezayı aramamız gerekmektedir çünkü bu ayette ifade edilen ve evli cariyelerle kıyaslanan kadınlar bu bâkire hür kadınlardır. Bu ayeti okuduktan sonra evli hür kadınların zinalarının cezasını değil, bâkire hür kadınların zinaları sonucu bâkire hür kadınlara verilecek cezayı aramamız gerekmektedir. Bâkire hür kadınlara verilecek ceza da bu ayetlerden önce inmiş olan nur suresi 2. ve 3. ayetlerde bahse konu zinakâr bâkire hür kadınlardır. Kaldı ki zaten Nur suresi 3. ayette işbu kadınların ve zinakâr bekâr hür erkeklerin evliliklerinden bahsedilmiştir. Nisa suresi 25. ayette bahse konu الْمُحْصَنَاتِ kelimesiyle ifade edilen bâkire hür kadınlar artık zinakâr olmuş ve اَلزَّانِيَةُ kelimesiyle ifade edilmişlerdir.

Bu ayrıntıyı ifade ettikten sonra asıl konumuza gelelim. Recm, Allah’ın (s.v.t) uygulanmasını dilemediği ve uygulanmaması için resmen ayak dirediği bir hükümdür ki bunu ayet olarak Kur’an mushafına yazdırmamasından ve resmen hasıraltı etmesinden anlamaktayız. Recmin uygulanış sayısı asr-ı saadetten Selçuklu ve Osmanlı dönemini de içeren büyük bir zaman diliminde resmen bir elin parmaklarını bile geçmeyecek kadardır. Bu cezadaki temel amaç caydırıcılıktır. Aslında bu ceza bünyesinde birçok hikmet barındırmaktadır. Bu hikmetlerden bazısına değinmeye çalışacağız.

Recmin esamesinin okunmadığı günümüzde artan fuhuş sayısı herkesin malumudur. Çeşitli TV kanallarında da evli olup başkalarına kaçan ve bu yaptığını da aleni bir şekilde tüm ülkeye canlı yayında ilan edenler de yine herkesin malumudur. Sokaklarda, park ve bahçelerde öpüşüp koklaşanları zaten hepimiz biliyoruz ama bunun daha ötesi de artık yaşanmaktadır yani sokak ortasında aleni olarak anadan üryan bir şekilde zina eylemi yaşanmaya başlamıştır. Bizler hep “Recm cezasının uygulanabilmesi için ya o olayı yüzüğün parmağa girmesi gibi dört kişinin görmesi gerekir ya da o olayı yapan kişilerin yaptıklarını dört kez farklı zamanlarda ve/veya yerlerde itiraf etmesi gerekir. Bu koşulların sağlanması da zaten imkansıza yakın afaki bir durumdur. Doğal olarak recm cezası aslında formaliteden öteye gitmemektedir.” derdik ama günümüzde öyle olaylara şahit olmaktayız ki bizim afaki olarak düşündüğümüz koşullar bu yaşananların yanında ne yazık ki hafif kalmaktadır. Bu olaylar yaşanırken toplumumuzun tepkileri de dikkate şayandır. İnsanlara bu olayların faillerine neler yapardınız, gibi sorular yöneltildiğinde çok farklı işkence yöntemlerinin insanların zihinlerinden geçtiğine şahit olmaktayız. Bununla birlikte bazı durumlarda mevcut yasalardan ve cezalardan hoşnut olmayan birtakım kişiler kendi adaletlerini sağlamaya çalışarak sonu facia ile biten durumlara neden olmaktadırlar.

Aldatma vakalarına bakacak olursak aldatılan eşlerin yüreklerini bir nebze olsun soğutmak amacıyla ya bir şekilde intikam almaya çalıştığını ya da diğer eşe maddi ve/veya manevi zarar vermeye çalıştığını görmekteyiz. Aldatılan eş yüreğini soğutamadığında yani hiçbir şey yapamadığında aldatılan eşin bu olayı içine atarak depresyon yaşadığını görmekteyiz. Günümüzde birtakım kişiler yasaları ve cezaları yetersiz ve hafif olarak görmekte ve bu yüzden dini hassasiyetleri de çok az olduğundan ya da dini hassasiyetleri hiç olmadığından dolayı çok rahat bir şekilde eşlerini gizli ya da aşikâr olarak aldatabilmektedirler. Ayrıca bazı kimselerin de çeşitli yerlerde bunu rahatça gündeme getirebilmesi çok korkunç bir durumdur. Sizce recm bir ceza olarak yürürlükte olsaydı acaba bu koşullar için nasıl bir durum olurdu? Eşler birbirlerini aldatmaya bu kadar kolay bir şekilde cesaret edebilirler miydi sizce? Bazı kişiler bir şekilde eşlerini aldatsalar da bu olayı gizlemek için sizce ne kadar çaba gösterirlerdi? Aldatma vakalarındaki azalış evliliğe olan güveni ne kadar yükseltirdi? Eşler evliliklerini korumak ve birbirlerini daha iyi anlamak için daha fazla mücadele ederler miydi sizce? Recm sizce insanların zihnindeki ceza ile ilgili tatminsizlik ve işkence düşüncelerini törpüleyemez miydi? Sizce recm cezasının yürürlükte olduğu bir yerde TV kanallarında sevgilisine kaçan evli bireyleri görebilir miyiz? Evlilik kurumunun ve neslin daha iyi korunmasının recm ile daha iyi sağlanacağını yadsıyabilir miyiz? Recm tüm ön yargıları ve peşin hükümleri bir kenara bırakırsak şu toplumda yaşanan bu koşullara baktığımızda gerçekten bir vahşet midir, barbarlık mıdır, yobazlık mıdır yoksa çok iyi düşünülmüş, toplumun psiko-sosyal dinamikleri gözetilmiş ve sosyolojik açıdan mükemmel tasarlanmış bir ceza çeşidi midir?

Halka açık yerlerde aleni olarak işlenen zinalar şu an gündemi epey meşgul etmektedir. Bugün birçok insan halka açık bir şekilde anadan üryan zina yapanlara nasıl bir ceza vermek istiyor sizce? Bir zihin okuma cihazı olsa ve insanların zihinlerini okuyabilsek acaba insanların akıllarına nasıl işkenceler geliyor? Aslında recm insanların zihinlerinde geçenlere göre oldukça insaflı bir ceza diyebilir miyiz? Hiçbir toplumda hukuksal bir yaptırım tek başına değerlendirilmez. Hedeflenen hukuksal yaptırımlarda her ne kadar pratik hayatta tam olarak sağlanamasa da amaç cezalandırmaktan çok suçu önlemektir. Yasa yapıcılar hukuksal normlar tasarlarken bu durumu gözetmeye çalışırlar. Allah (s.v.t) bizleri bizlerden çok daha iyi bildiği için bizim için en caydırıcı ve en mükemmel hukuksal normlar göndermiştir. Allah’ın (s.v.t) göndermiş olduğu hukuksal normlar kısmen uygulansa bile bir toplumdaki optimal düzeni sağlayabilmektedir.

Öncelikle tüm ön yargılarımızı ve peşin hükümlerimizi terk edelim. Sessiz bir yere geçelim. Gözlerimizi kapatarak kendimizi bir an recmin uygulanmakta olduğu bir alanda hayal edelim. İlk başta değer yargılarımız nedeniyle böyle bir hayal bizlere korkunç gelecektir ama buna karşın hayal etmekten vaz geçmeyelim. Bu hayalimizde suçlu şahsın üzerine atılı olan suçunu resmi ağızlar ilan etmektedir ve resmi yetkili ilk taşı atarak recmi başlatmaktadır. Aldatılan eşin yüzündeki o öfke ve intikam hissini görmeye çalışalım. Düşünelim ki aldatılan eş elindeki taşları nasıl da sert ve güçlü bir şekilde fırlatmaya çalışıyor. Adeta orada bulunuyormuşçasına aldatılan eşin taş atarken ne kadar öfkeli, istekli ve hırslı bir şekilde taşlarını tüm gücüyle fırlatmasını dikkatlice hayal edelim. Taş atımı törenine katılan kişiler arasında eşlerini aldatan ama bunu gizlemeye çalışan kimseleri de hayal edelim. Bu kimselerin yaşadıkları o korkuyu yüzlerinden okumaya çalışalım. Bu kimselerin taş atımı sırasındaki deşifre olma ve suçlarının ortaya çıkma korkularını mimiklerinden ve taş atış şekillerinden analiz etmeye gayret edelim. Bu kimselerin ya deşifre olursak, diye mırıldanışlarına kulak kabartalım. Taş atım sırasında o alanı gezmeye devam ediyoruz. Eşlerini aldatmamış ama aldatmaya teşebbüs edebilecek potansiyeldeki insanlarla karşılaşıyoruz. Bu insanlar aralarında konuşurken kulak misafiri oluyoruz ki bu kişiler bu taşlama töreninden önce eşlerini aldatmayı düşünmüşler ama bu törene katıldıklarında işin ciddiyeti ile yüzleştikleri için eşlerini aldatmaktan tamamen vaz geçiyorlar ve evliliklerine daha fazla sahip çıkmaları gerektiğine dair aralarında konuşuyorlar. Yine dolaşmaya devam ediyoruz. Bir kısım insanlar yine aralarında konuşup duruyor. Bu kişiler eşini aldatan kimselere karşı o kadar öfkeliler ki eşini aldatanları ellerine geçirseler türlü türlü işkenceler uygulayacak ve insaniyetlerini kaybedecekler. Bu insanlar taşlarını o kadar öfkeli bir şekilde fırlatıyor ki resmen dehşete kapılıyoruz. Sonunda taşlanan kişi vefat ediyor ve oradan........

© Haber Gündemim


Get it on Google Play