Yahudiler dün ne idiyse bugün de aynı

Evet Kuran’a göre;  Yahudiler dün olduğu gibi bugün de aynı Yahudiler ama Müslümanlar aynı Müslümanlar değil maalesef. Müslüman zulüm karşısında korkudan zalimle aynı safta yer almaz. 

Aksine bir zulüm gördüğünde gücü yetiyorsa eliyle, yetmiyorsa diliyle; esaret altında ise kalbiyle buğz eder. Ama dördüncü bir yol, yani zalimin zulmünden korkarak, o zalimin gücüne erişene kadar onunla işbirliği yapmak diye bir maddesi yoktur. 

Kim zalimin zulmünden korkarak onunla işbirliğine giderse, Allah o kişiye o zalimin zulmünü tattırmadan canını almaz. Rahmetli Erbakan’ın dediği gibi, “Karda sürünerek de olsa mazlumun yanına gitmek gerekir.” Gerisi, yani korkuya sığınmak, bahaneye tutunmak, sessiz kalmak ya da zalimle işbirliği yapmak, siyonist senaryosunun bir parçasıdır.  

Günümüz dünyasında bu ifadelerin anlamı her zamankinden daha açık. İsrail’in, ABD’nin ve kurye devletlerin tüm dünyada kurduğu baskı düzeni, sadece askerî ya da siyasi değil; inançların, vicdanların teslim alınma düzenidir. Bugün kim ne söylerse söylesin, yaşanan açık bir zulümdür. Ve Müslüman bu zulmü gördüğü hâlde sessiz kalamaz. Sessizlik, tarafsızlık gibi görünse de aslında zalime işbirliğidir.

Siyonist plan uzun zamandır çalışıyor. Müslüman ülkeler birbirine düşürülüyor, direnenler yalnız bırakılıyor. ABD’nin desteğiyle büyüyen ve vadedilmiş topraklar bahanesiyle binlerce yıllık hayaller uğruna İsrail işgali kutsanıyor, mazlumun kanını “güvenlik hakkı” diye meşrulaştırılıyor. Batı ise seyrediyor. Ne acıdır ki, Müslüman coğrafyanın bir kısmı da bu oyuna alet oluyor. Zalimden korkmayı, diplomasi zannediyor. Oysa Kur'an apaçık söylüyor: Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Bakınız destek demiyor, iş birliği demiyor, meyletmeyi bile yasaklıyor.

Müslüman, sadece ibadetle değil, vicdanla da sınanır. Bu sınavdan geçmeyen toplum, sadece imanını değil izzetini de kaybeder. Müslümanının eli bağlı, dili suskun, kalbi korkak olamaz. Zalim kim olursa olsun kimliğine, ulusuna, gücüne bakmadan “dur” der... Bunun aksini savunmak, korkuyu iman gibi göstermek, ancak şeytanın insanı kandırmak ve yeise düşürmek için vesvesesidir.  

Bugün İran’a yapılan saldırı, Gazze’de süren işgal, Yemen’deki açlık, Filistinli çocukların üzerine yağan bombalar; hepsi aynı zincirin halkalarıdır. Zulmün kaynağı bellidir. ABD siyonizmin kalkanı, İsrail siyonizmin kılıcı, Batı siyonizmin tiyatrosudur. Ama Müslüman halkların bu kadar sessiz kalması, işte asıl yıkım budur. Çünkü zulüm ancak sessizlikle var olur.  

Erbakan Hoca’nın “Karda sürünerek de olsa mazlumun yanına gitmek gerekir” sözü, bir slogan değil bir iman ölçüsüdür. Zor zamanlarda kimden yana olduğun, kimden korktuğun değil, kim için ayağa kalktığın önemlidir. Bugün imtihan tam da budur. Mazlumun yanına gitmek bedel ister. Bazen yalnız kalırsın, bazen haksız yere suçlanırsın, ama o yolda yürümek Allah’ın emridir.  

Zalimle işbirliği yapan, zalimin gölgesine sığınan, aslında kendi son fermanını imzalar. Çünkü Allah adalet sahibidir; sabreden mazlumun duasını, zalimin saltanatından üstün kılar. Tarihte nice güçlü kavimler, nice büyük hükümdarlar zalimlikleriyle yok oldular. Firavunlar, Karunlar, Nemrutlar… Hepsi sahip olduklarını kaybetti ama mazlumun adı yaşadı, duası baki kaldı.  

Bugün Müslüman’ın önünde tek bir seçenek var: Mazlumun tarafında durmak. Diplomasiyle, ticaretle, korkuyla, politik hesaplarla bunu ertelemek artık mümkün değil. Çünkü mazlumun kanı, toprakta değil ümmetin vicdanında akıyor. Filistin’de, Kudüs’te, Gazze’de İran da (hataları var, yanlışları var fark etmez.) dökülen her damla kan, sessiz kalan Müslüman’ın yakasına yapışacak. Kıyamet günü zalimden önce susan sorgulanacak.  

Evet, Kuran’ın dediği gibi, Yahudiler dün ne idiyse bugün de aynı. Ama Müslüman da o ilk günkü gibi olmalı: Zalimden korkmayan, adaletin yanında duran, mazluma omuz veren… Din, sadece secde ye eğilmek değil, zulme karşı dimdik durmaktır. Ve kim bilir, belki de bu çağda imanla direnen, tek bir mazlumun duasında yaşar o eski müminlerin izzeti.  

Bugün ihtiyacımız olan şey siyasi strateji değil, imani cesarettir. Çünkü Allah mazlumun yanındadır, zalimin değil. Mazluma sırt dönen, zalimle oturup onun planlarına destek olanların vay haline. 

Evet ey kardeşler İzzet, ancak adaletle direnenlerin omuzlarındadır. Ve o izzet için gerekirse karda sürünerek de olsa mazlumun yanına gidip onunla aynı safta yer almak gerekir. Çünkü zulüm, sessizlikle değil direniş karşısında diz çöker ve yenilir. 

Not: Zalimler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Mesele o nurun yanında mı karşısında mı olacağımızdır.


© Haber Expres Gazetesi