Omurgası olmayanın davası olmaz
Bugün siyaset sahnesine baktığında büyük laflar görüyorsun. “Dava”, “millet”, “idealler”… Herkesin dilinde aynı kelimeler. Ama iş pratiğe gelince ortada ciddi bir boşluk var. Çünkü dava, söylem değil; bedel işidir.Dava adamı dediğin kişi, rüzgâra göre yön değiştirmez. Güce göre pozisyon almaz. Kendi çıkarını, inandığı değerlerin önüne koymaz. Bugün en büyük sorun tam olarak bu: Siyaset, karakterli insanların omuzlarında değil; fırsat kollayanların elinde şekilleniyor.Oysa bu millet gerçek dava adamını tanıyor.Başbuğ Alparslan Türkeş’i vefatının 29. yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Onun ortaya koyduğu disiplin, ideolojik netlik ve devlet aklı; bugün hâlâ referans alınması gereken bir duruş. Aynı şekilde Muhsin Yazıcıoğlu… Yalnız kalmayı göze alan, doğru bildiğinden taviz vermeyen bir karakter.Bu isimleri farklı kılan şey; ne söyledikleri değil, neyi göze aldıklarıydı.Bugün ise tablo farklı.İlk baskıda geri adım atan, ilk fırsatta saf değiştiren, koltuk uğruna her şeyi meşrulaştıran bir siyaset anlayışı var. “Dava” diyen çok ama dava için risk alan yok. Çünkü nefis devreye girince bütün idealler geri plana atılıyor.Açık konuşalım:Nefsine esir olan biri, dava adamı olamaz.Olursa da sadece rol yapar.Gerçek dava adamı;• Güç karşısında eğilmez • Kalabalığa değil, doğrulara yaslanır • Gerekirse kendi çevresine karşı durur • Bedel ödemekten kaçmaz Bugün bu özellikleri taşıyan kaç kişi var? Soru basit ama cevabı ağır.
Dava, sloganla değil; omurgayla taşınır.Ve omurgası olmayanların dilindeki dava… sadece bir kelimeden ibarettir. Nefsine hâkim olamayan, gücü görünce değişen, menfaati için eğilip bükülen biri…Dava adamı değil, sadece sistemin içinde rol oynayan bir figürdür.Ve bu figürler değişmeden, hiçbir şey gerçekten değişmez.
