Sevgi gürültüsünde yalnızlık

İnsanlar çok mu sevgisiz ya da aşırı derecede yalnız kalma korkuları mı var?Etrafa baktığımda çok fazla tek başına bir şey yapamayan insan görüyorum. Herhangi bir eylemi yalnız yapamıyorlar. Mutlaka yanlarına bir yaren arıyorlar.

Hayır, sevgisizliktense eğer; seven sevdiğine sevdiğini söylesin tabii ama insan kendini sevmekle başlamamalı mı önce? Kendini sevmeyen başkasını sevebilir mi?

Yok yalnızlık korkusuysa eğer; zaten yalnız gelmedik mi bu dünyaya, aynı şekilde de yalnız gitmeyecek miyiz?

Topluma ayak uydurduklarını veya toplumdan dışlanmaktan korktuklarını varsayalım. Ama orada da aklıma gündüz kuşağı programları geliyor. Olmayan bir şey gösterilmiyor, evet ama olanı izlemekten de zevk mi alıyoruz? Bu programlarda her gün onlarca hikâye anlatılıyor. Biri 5 çocuğunu bırakmış, başka birine kaçmış. Bir diğeri evli, yan tarafta birkaç tane sevgilisi var. Peki bu sevgiden mi? Yalnızlıktan mı? Herhâlde benim yanlış bildiğim bir şeyler var.

Belki de asıl mesele, insanların ne hissettiğinden çok, hissettiklerini nasıl yönettiğiyle ilgili.

Nerede şimdi kurallar? Nerede hukuk? Nerede din? Gerçekten aynı evrende mi yaşıyoruz? Bazen bir simülasyonun içinde miyiz diye düşünüyorum. Dünya’da milyarlarca insan ve milyarlarca hikâye var. Bazı hikâyeler birbiriyle bağlantılı ama insanoğlu sevgiyi yanlış yerlerde mi arıyor?

Yoksa aslında delicesine korktukları yalnızlık senfonisi o kadar da kötü değil mi?

Şems-i Tebrizi’nin çok sevdiğim bir sözü var; “Hayatım alt üst olur diye korkma; nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını.”

Belki de sorun ne sevgisizlik ne de yalnızlık; asıl sorun, insanın kendisiyle kalmayı hâlâ öğrenememiş olması.


© Haber Expres Gazetesi