EVLİLİKTE AŞK NEDEN BİÇİM DEĞİŞTİRİR

Evlilik çoğu insanın perspektifinde büyük bir romantik vaadin içinde düşünülür. İnsan sevdiği kişiyle aynı hayatı paylaşmaya karar verdiğinde, bunun yalnızca bir birliktelik değil aynı zamanda duygu selinin yoğunluğunun sürekli canlı kaldığı bir ilişki olacağını hayal eder. Ama evlilik dediğimiz şey, çoğu zaman hayal edilen romantik atmosferden çok uzak beklentilerden geri kalmış bir alandır. Belki de tam bu yüzden, evlilikte en çok karşılaşılan duygulardan biri karşılanmamış romantik beklentilerin oluşturduğu bunalımdır

İlişkinin başında romantizm kendiliğinden gelir. Bir bakış, küçük bir mesaj, sen seversin diye düşünülmek, plansız alelade buluşma bile güçlü bir anlam taşır. İnsan sevdiği kişide yalnızca o kişiyi değil, aynı zamanda kendi hayal ettiği aşk fikrinin ön fragmanını da görür. Fakat zaman ilerledikçe hayatın gündelik akışı bu duygusal yoğunluğu yavaş yavaş törpüler. İş, sorumluluklar, yorgunluk ve alışkanlıklar romantizmin önüne geçmeye başlar.

Bence sevgi dolu insanlarda romantizm çoğu zaman tamamen kaybolmaz; sadece biçim değiştirir. Ama sorun şu ki insanlar romantizmin yönünün değiştiğini fark etmek yerine, onun yok olduğunu düşünüp derin üzüntülere kapılırlar. Çünkü zihnimizdeki romantizm fikri çoğunlukla gerçek ilişkilerden değil, kültürün bize anlattığı aşk hikâyelerinden beslenir.

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un insan ilişkileri üzerine söylediği bir düşünce bu durumu oldukça iyi açıklar: “Sevdiğimiz kişide aslında kendi idealimizi ararız.” İnsan sevdiği kişiden yalnızca sevgi değil, aynı zamanda kendi değerinin de onaylanmasını bekler. Bu yüzden romantik bir jest bazen sadece bir jest değildir; aynı zamanda “sen benim için özelsin” mesajıdır.

Evlilikte romantik beklentiler karşılanmadığında kırılan şey çoğu zaman sıradan romantik bir bağ değil, o bağın getireceği eksikliktir. İnsan bazen büyük şeyler istemez. Küçük bir ilgi, beklenmedik bir söz, gündelik hayatın ortasında hissedilen bir yakınlık… Ama bu küçük şeyler yapılmadığında ilişkilerin tam orta yerinde; münferit bir mesafe oluşturur

Belki de bu durumu en iyi anlatan imgelerden biri çok sevdiğim yönetmenlerden biri olan Andrei Tarkovsky’nin filmlerinde sık sık karşımıza çıkar. Tarkovsky’nin sinemasında karakterler çoğu zaman şaşalı büyük romantik sahneler yaşamaz. Aşk daha çok sessizlikte, bekleyişte, birlikte geçirilen sıradan anlardan ibarettir . Onun filmlerinde sevgi bazen birinin yanında sessizce oturmak, bazen aynı mekânda aynı zamanı paylaşmaktır. Aşk büyük sözlerden çok, birlikte kalabilme sabrında ortaya çıkar.

Gerçek evlilik de biraz buna benzer. Büyük romantik anlar kesinlikle olmalı ama asıl ilişkiyi taşıyan şey çoğu zaman o sessiz birlikteliktir. Yine de romantizmin tamamen kendiliğinden ortaya çıkacağını düşünmek de bir yanılgıdır. Çünkü uzun ilişkilerde romantizm biraz da bilinçli bir dikkat gerektirir. İnsan sevdiği kişiye yalnızca alışmamayı, zaman zaman onu yeniden görmeyi seçmelidir.

Belki de evlilikte romantizmin en zor yanı tam olarak budur: Aynı insanla yıllarca yaşarken, o insanı yeniden sevebilmenin yollarını bulmak. Çünkü romantizm bazen yeni birini bulmak değil, aynı insana yeniden bakabilmektir.


© Günışığı Gazetesi