23 NİSAN... BİR BAYRAMDAN FAZLASI! |
Zihnimizde canlandıralım; dört bir yanı ateş çemberiyle sarılmış, nefesi kesilmeye çalışılan yorgun bir coğrafya...
Dünyanın "hasta adam" diyerek üzerine leş kargaları gibi üşüştüğü, her parçasını bir "ganimet" gibi paylaşmaya yeltendiği bir vatanın son sancısı bu.
Bir yanda mandacılığı kurtuluş sanan yorgun zihinler, diğer yanda "bağımsızlık ya da ölüm" diyen çelikten bir irade...
İşte o karanlığın en koyu yerinde bir güneş doğdu.
Bir komutan, sadece bir orduyu değil; bir milletin kaderini, haysiyetini ve o güne kadar çalınmış olan tüm hayallerini ayağa kaldırdı.
23 Nisan 1920, sadece bir Meclis’in açılış tarihi değildir; o gün, bu toprağın evlatlarının kendi geleceklerini yazacakları kalemi ellerine aldıkları gündür.
Bir ulusun egemenliğini kaybetmesi ne demektir, bilir misiniz?
Bugün sınır ötesine; Suriye’ye, Irak’a bakın.
Başkasının gölgesinde nefes almaya mahkûm edilenlerin dramını görün.
İşte o eşsiz komutan, bugün bize sadece bir kutlama değil; kimseye boyun eğmeden yaşama haysiyetini hediye etti.
Oysa biz; bugün başımız dik, bayrağımızın altında özgürce soluk alabiliyorsak, bunu o günün "iman etmiş" bir avuç kahramanına borçluyuz.
Evet, bugün bir çocuk bayramıdır; ama çocuklara anlatmamız gereken asıl mesele bu değildir.
Çocuklarımıza sadece şeker ve balon vermeyelim. Onlara, bu bayramın altında yatan o devasa bedeli anlatalım.
Bu günün; boyunduruk kabul etmeyen bir milletin dünyaya attığı o asil tokat olduğunu, kendi kaderini tayin etme gücünün kutsallığını öğretelim.
Onlara diyelim ki: "Bu bayram senin, çünkü sen bu özgürlüğün mirasçısı; bu vatanın, egemenliğin ise asıl sahibisin."
Bugün, bir milletin küllerinden doğarak "Ben hâlâ buradayım!" dediği gündür.
Sadece bir takvim yaprağı değil, bir halkın şeref madalyasıdır.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, bu derin şuurla kutlu olsun.