menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SÖYLEYECEK BİR SÖZ, YAZACAK BİR KELİME BULAMIYORUM

8 0
19.04.2026

Bir zamanlar bu cümle, acının büyüklüğünü anlatırdı. Şimdi ise başka bir şeyi anlatıyor: Alıştığımızı.

Bir okul haberi düşüyor ekranlara. Silah sesi. Panik. Çocuklar. Öğretmenler. Yaralananlar. Yitirilen hayatlar.

Ve biz yine aynı cümleye sığınıyoruz: “Ne diyeceğimizi bilemiyoruz.”

Oysa mesele, gerçekten söz bulamamak değil. Mesele, artık gerçeği söylemenin yükünden kaçmak. Çünkü gerçek rahatsız eder. Gerçek sarsar. Gerçek hesap sorar. En çok da, sorumluluk yükler.

Bu yüzden susuyoruz. Daha doğrusu, susmayı seçiyoruz.

Çünkü konuşmak, sadece kederlenmek değildir. Konuşmak; nedenleri görmek, ihmalleri işaret etmek, payımıza düşen sorumluluğu kabul etmektir. İşte tam da bu yüzden, “sözsüzlük” artık bir çaresizlik değil; bir tür toplumsal konfora dönüşmüş durumda.

Bugün yaşananlar tekil olaylar değildir. Bunlar bir anda ortaya çıkan kırılmalar da değildir. Ortada uzun süredir büyüyen, derinleşen, görmezden gelindikçe kök salan bir çöküş var.

Adım adım geldi bu çöküş. Sessizce ilerledi. Normalleştirildikçe güçlendi. Ve şimdi artık saklanamaz hâle geldi.

Bir çocuk eline silah alıp okula gidiyorsa, bunu yalnızca bireysel bir öfke patlamasıyla açıklayamayız. Bu, bir toplumun çocuklarına ne verdiğinin ve neyi veremediğinin en sert, en sarsıcı göstergesidir.

Çünkü bir nesil bir anda bozulmaz. Bir toplum bir sabah uyanıp başkalaşmaz. Ama bir toplum, fark etmeden kendi gençliğini yavaş yavaş çözebilir.

Bugün şikâyet edilen tabloya dürüstçe bakalım: Disiplin zayıf. Saygı aşınmış. Sözün ağırlığı azalmış. İlişkiler yüzeysel. Tahammül daralmış. Hoşgörü küçülmüş. Ve en önemlisi… Ahlak, hayatın merkezinden çekilmeye başlamış.

Bu yüzden mesele “gençlik bozuldu” cümlesiyle açıklanamaz. Bu, gençliğin bozulmasından çok, onu yetiştiren zeminin aşınmasıdır. Başka bir ifadeyle, bu bir nesil problemi değil; bir yetiştirme biçiminin iflasıdır.

Bu iflasın ilk ve en derin cephesi ailedir.

Aile, bir zamanlar çocuğun ilk mektebiydi. Sınır orada öğrenilirdi. Edep orada verilirdi. Sabır orada kazandırılırdı. Doğru ile yanlış arasındaki fark önce evde hissedilirdi.

Bugün ise birçok evde sevgi var belki… Ama sınır yok. İlgi var gibi görünüyor… Ama temas yok. Aynı çatı var… Ama ortak hayat yok.

Anne-baba ile çocuk arasında gerçek bağ zayıflıyor. Konuşma eksiliyor. Dinleme kayboluyor. Rehberlik siliniyor. Çocuk üzülmesin diye “hayır” denmiyor. Yanlışa müdahale edilmesin diye otorite geri çekiliyor. Otorite baskı sanılıyor, sınır koymak sevgisizlik sayılıyor.

Sonra da aynı toplum, sınır tanımayan bir çocukla karşılaştığında şaşırıyor.

Oysa sınır koyulmayan çocuk, özgür büyümez. Başıboş büyür.

Bugün birçok aile, çocuk yetiştirmiyor artık; çocuğu idare ediyor. Aradaki fark büyüktür. Yetiştirmek emek ister.........

© Günışığı Gazetesi