KARIN SESSİZLİĞİNDE KALAN ÇOCUKLUĞUM
Özlemle, hasretle beklenen kar geçen hafta yağdı. Okulların kar tatilinin yılbaşı tatiliyle birleşmesiyle birlikte çocuklar için oyun, neşe ve sevinç dolu günler başladı. Kartopu oynayan, kardan adam yapan, karda kayan çocukların keyfine diyecek yoktu. Televizyonlar ve sosyal medya, karın içindeki bu neşeli anlarla dolup taştı.
O görüntülere bakarken, elli-altmış yıl önce Palu’da geçen çocukluk kışlarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Bazı şehirlerde kış sadece soğuktur.
Bazı şehirlerdeyse kış, insanın çocukluğudur.
Palu’da kış, elli-altmış yıl önce benim için sadece soğuk günler değildi. Kış; çocukluğumdu, masumiyetimdi, hayata attığım ilk gülüşümdü. Karın ilk düştüğü sabahları hiç unutmam. Daha gün ağarmadan uyanır, odada yanan sobanın sıcaklığını iliklerimde hissederek yalınayak pencereye koşardım. Camın buğusunu avucumla siler, dışarı bakardım. Diz boyunu aşan o bembeyaz örtüyü gördüğümde kalbim sevinçle dolar, sanki içim kar gibi aydınlanırdı.
Kar yağınca dünya susardı. Palu susardı sanki… Sokaklar, damlar, bahçeler, ağaçlar beyaza bürünür, şehir derin bir sessizliğe gömülürdü. Gürültüsüz, sakin, dingin bir sessizlikti bu. İnsanın içine işleyen bir huzur bırakırdı. Bizim için kar; oyun demekti, neşe demekti, özgürlük demekti.
O yıllarda kar ne kadar yağarsa yağsın okullar tatil edilmezdi. Babamın açtığı izlere basmaya çalışarak yol alır, okula giderdim. Okuldan çıkar çıkmaz eve uğrar, kitap ve defterlerimizi kapının yanına bırakır, üstümüzü değiştirir değiştirmez sokağa fırlardık. Annelerimiz camdan seslenirdi:
- “Üşümeyin, çok durmayın…”
Ama biz ne ayazı bilirdik ne soğuğu. İçimiz kıpır kıpırdı. Kar yağdığı günlerde Palu’nun sokakları bize ait olurdu. Taşlı yollar, dam dipleri, boş arsalar, yokuş başları… Her yer bir oyun alanına........
