Önleyici Saldırı Masalı ve Dünyanın Sessiz Çöküşü
Savaşın üstüne sürülen ince bir cilâ gibi: “önleyici.”
Ne kadar masum duruyor, değil mi?
Sanki yaklaşan bir felaketi durdurmak için son anda yapılan fedakârca bir hamle…
Oysa gerçeği söyleyelim:
Bu kelime çoğu zaman savaşın değil, vicdanın üzerini örter.
Bugün İsrail’in İran’a yönelik saldırıları tam da bu kelimenin arkasına sığınıyor.
Gerekçe hazır: “Tehdit büyümeden vurduk.”
Tehdit ne zaman “kesin” olur?
Ne zaman “ihtimal” olmaktan çıkar?
Kim karar verir buna?
Çünkü eğer her devlet, gelecekte kendisine tehdit olabilecek bir ülkeyi bugünden vurma hakkını kendinde görürse,
bu dünyanın adı artık “uluslararası sistem” olmaz…
kontrolsüz bir korku düzeni olur.
İran meselesi basit değil.
Evet, nükleer program var.
Evet, bölgesel etkisi giderek genişliyor.
Evet, İsrail kendini tehdit altında hissediyor.
Ama his, savaş başlatmak için yeterli midir?
Eğer “hissediyorum” diyerek savaş başlatılabiliyorsa,
yarın bir başka ülke de çıkıp şöyle diyebilir:
Ve işte o gün, dünya haritası sadece sınırlarla değil,
Bu saldırı, sadece iki ülke arasında değildir.
Bu, bir zihniyetin ilanıdır:
“Güçlüysen önce vur, sonra anlatırsın.”
Ve bu zihniyet, sessizce yayılıyor.
Bugün Ortadoğu’da başlayan bir kıvılcım,
yarın başka bir coğrafyada “örnek model” olarak karşımıza çıkabilir.
Çünkü savaşlar sadece cephede değil,
zihinlerde de meşruiyet kazanarak yayılır.
Ama asıl tehlike başka…
Bu tür hamleler zincirleme reaksiyon üretir:İran karşılık verir...
Bölgedeki vekil güçler devreye girer...
Enerji hatları sarsılır Küresel ekonomi titrer Ve dünya bir anda “savaş ihtimali”nden “savaş gerçeği”ne geçer
Bir sabah uyanırsınız…
Petrol fiyatları değil,
insan hayatı yükselmiştir.
Ve şimdi en acı soruyu soralım:
Bu savaş gerçekten güvenliği mi artıracak?
Yoksa sadece yeni düşmanlıklar mı üretecek?
Çünkü tarih bize şunu öğretti:
Savaşlar güvenlik üretmez.
Sadece daha büyük korkuların tohumunu eker.
Dünya garip bir yere gidiyor.
Eskiden savaşlar son çareydi.
Şimdi ise bazıları için ilk refleks haline geliyor.
Diplomasi sabır ister.
Ve insanlık giderek sabrını kaybediyor.
Belki de en korkutucu olan şu:
Artık kimse gerçekten “barış” için acele etmiyor.
Ama herkes savaş için hazır bekliyor.
silahlardan daha tehlikeli.
Eğer “önleyici saldırı” bir gün gerçekten kabul görürse,
yarın hiçbir ülke kendini güvende hissedemez.
Çünkü o gün geldiğinde,
herkes birbirinin “gelecekteki düşmanı” olur.
henüz yaşanmamış korkuların savaş alanına dönüşür.
İşte asıl felaket, tam da budur.
