ORTADOĞU YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN İRAN’DAKİ İÇ KIRILMALAR VE TÜRKİYE İÇİN RİSKLER İLE OLASI SENARYOLAR |
İran’da son yıllarda ortaya çıkan toplumsal ayaklanmalar; ekonomik krizler ve siyasal taleplerle tetiklenmiş olabilir ancak bu gelişmeleri yalnızca İran’ın iç dinamikleriyle açıklamak yetersiz kalmaktadır. İran’daki her iç kırılma, ABD–İran–İsrail ekseninde şekillenen bölgesel rekabetin ve küresel güç dengelerinin doğrudan bir yansımasıdır. ABD, İran’ın nükleer programı ve bölgesel stratejisi nedeniyle uzun süredir Tahran ile yapısal bir gerilim içindedir ve bu gerilimi doğrudan askerî müdahaleden ziyade yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve ekonomik baskı araçlarıyla yönetmeyi tercih etmektedir. Bu yaklaşım, İran’ın iç siyasal istikrarını zayıflatırken, İsrail açısından da İran’ın çevreleme kapasitesinin aşındırılması yönünde stratejik bir fırsat alanı yaratmaktadır. İran’ın Lübnan’da Hizbullah, Irak’ta Şii milis ağları ve Suriye’de askerî-siyasi varlık üzerinden kurduğu bölgesel etki zayıfladıkça, İsrail’in askerî ve diplomatik manevra alanının genişlediği görülmektedir.
Bu jeopolitik tabloyu köklü biçimde değiştiren en önemli gelişmelerden biri, Suriye’de Beşar Esad rejiminin yıkılmasıdır. 2025 yılı itibarıyla Esad yönetiminin sona ermesi ve Suriye’de merkezi otoritenin çökmesi, bölgedeki güç dengelerinde tarihsel bir kırılmaya işaret etmektedir. Esad sonrası dönemde Suriye’de geçici hükümet başkanı olarak Ahmed el-Şaraa’nın göreve getirilmesi, ülkenin yeni bir siyasal yeniden yapılanma sürecine girdiğini göstermektedir. Ancak bu geçiş süreci, güçlü ve bütüncül bir devlet yapısından ziyade, parçalı ve kırılgan bir siyasi düzenin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Suriye’nin fiilen farklı etki alanlarına bölünmesi, yalnızca ülke içi dengeleri değil, İran’ın Ortadoğu’daki stratejik derinliğini de ciddi biçimde zayıflatmıştır.
İran açısından Suriye, yalnızca ideolojik ya da müttefiklik ilişkisi üzerinden değil, doğrudan bölgesel güvenlik mimarisinin temel........