GÜRSEL EROL İDDİALARI VE BELEDİYELERDEKİ ‘BANKAMATİK MEMURU’ GERÇEĞİ |
Geçen haftaki yazımda belediyelerdeki maaşlı çalışıp ancak işte görünmeyen kadrolardan bahsetmiştim.
Geldiğimiz noktada kamuoyuna Gürsel Erol milletvekilimiz hakkında da bu konuyla ilgili bazı haberler ve iddialar yansıyınca konuyu buraya taşımak durumunda kaldım.
Türkiye’de bazı kavramlar vardır ki, duyduğunuz anda zihninizde bir tablo canlanır.
“Bankamatik personel” işte tam olarak böyle bir kavramdır.
İşe gitmeden maaş almak.
Kamuda görünmek ama sahada olmamak.
Devletin imkânlarını kişisel ya da siyasi ilişkilerle kullanmak.
Yıllardır konuşuluyor, yıllardır inkâr ediliyor, ama bir türlü gündemden düşmüyor.
Son günlerde ise bu tartışmanın merkezine, Elazığ’ın yakından tanıdığı bir isim oturdu: Gürsel Erol.
İzmir’in Çiğli ilçesinde bulunan belediye üzerinden yürüdüğü iddia edilen bir ilişki ağı, kamuoyuna yansıyan ifadelerle birlikte ciddi soru işaretleri doğurdu.
İddialar oldukça açık:
Bir kişinin, fiilen milletvekilinin özel işlerinde çalıştırıldığı, buna rağmen maaşının belediye üzerinden ödendiği ileri sürülüyor.
Yani iddiaya göre ortada klasik bir “bankamatik personel” modeli var: İş başka yerde, maaş belediyeden.
İddiaların kamuoyunda en çok dikkat çeken kısmı ise, milletvekiline yakın bir kişinin, özel işlerinde görev aldığı öne sürülen bir ismin, Çiğli Belediyesi kadrosunda yer aldığı ve maaşının buradan ödendiği yönündeki anlatımlar oldu.
Bu iddia, sıradan bir tartışmanın ötesine geçerek, uzun süredir ülke gündeminde olan “bankamatik personel” meselesini yeniden alevlendirmiştir.
Daha da dikkat çekici olan ise bu kişinin yaptığı açıklamalarda, sadece sembolik değil, uzun süreli ve sistematik bir çalışma ilişkisinden söz etmesi. Şoförlükten gündelik işlere kadar uzanan bir süreç anlatılıyor.
Eğer bu iddialar doğruysa mesele bireysel değil, doğrudan kamu düzeniyle ilgilidir.
Ancak madalyonun diğer yüzü de var.
Gürsel Erol cephesi bu iddiaları net bir şekilde reddediyor. Yapılan açıklamalarda, iddiaların gerçeği yansıtmadığı, konunun farklı bir anlaşmazlıktan kaynaklandığı ve hukuki sürecin başlatıldığı ifade ediliyor.
Yani ortada kesinleşmiş bir hüküm yok.
Ama ortada ciddi bir iddia var.
Ve bu bile tek başına önemlidir.
Bu olay bir “ilk” değil.
Türkiye’nin birçok belediyesinde yıllardır dile getirilen, zaman zaman soruşturmalara konu olan “bankamatik personel” meselesi artık münferit bir sorun olmaktan çıkmış durumda. Bu, sistemsel bir zafiyetin göstergesi.
Çünkü sorun sadece şu değil: “Bir kişi işe gitmeden maaş mı alıyor?”
Bu nasıl mümkün olabiliyor?
Ve en önemlisi: Kim hesap vermiyor?
Elazığ açısından bakıldığında ise mesele daha hassas.
Çünkü konu sadece bir belediye değil, Elazığ’ı temsil eden bir siyasetçinin adının bu tür iddialarla anılmasıdır. Bu şehir, temsil edildiği makamların şaibelerle değil, hizmetle anılmasını ister.
Bu nedenle Elazığ kamuoyu adına sorulması gereken sorular nettir:
Bu iddialar doğru mu, değil mi?
Doğruysa sorumlular kim?
Değilse bu iddialar neden ve nasıl ortaya atıldı?
Bu soruların cevabı “susarak” verilemez.
Bugün Türkiye’de siyasetin en büyük sorunu, iddiaların ortaya atılması değil; bu iddiaların çoğu zaman ya örtülmesi ya da sonuçsuz kalmasıdır.
Oysa olması gereken bellidir:
Açık ve net bir kamu denetimi.
Bu mesele ya bir iftiradır ya da bir sistem sorunudur.
İki ihtimal de hafife alınamaz.
Ama hangisi doğruysa doğru, ortaya çıkmalıdır.
Çünkü kamu vicdanı, eninde sonunda hesabını sorar.