İÇİMİZDEKİ ÇOCUK |
Liseden mezun olduktan sonra üniversiteyi kazanıncaya kadar geçen kısa sürede bir kırtasiyede çalışmıştım. O yıllarda birçok aile, yetişkinliğe adım atmakta olan çocuklarının paranın kıymetini öğrenmesi, hayatın zorluklarını tanıması ve sorumluluk duygusu kazanması için onları yaz tatillerinde eşin, dostun veya tanıdıkların iş yerlerinde çalıştırırdı.
Kimimiz çırak olurduk, kimimiz tezgahta dururduk, kimimiz de benim gibi kırtasiyelerde raf düzenler, müşteriyle ilgilenirdik.
Bugün geriye dönüp baktığımda, o günlerin bana kazandırdığı en önemli şeylerden birinin çalışma disiplini olduğunu düşünüyorum. Ancak başka bir kazancı daha vardı. Çalıştığım kırtasiyede farklı alanlarda kitaplara ulaşma ve onları okuma fırsatı bulmuştum. Zaten ilkokul yıllarımdan itibaren kitaplarla aramda güçlü bir bağ vardı. Okumayı sadece bir alışkanlık olarak değil, yeni dünyalar keşfetmenin bir yolu olarak görürdüm.
O süreçte özellikle psikoloji ve felsefe alanında ciddi okumalar yaptım. Sonradan eğitim fakültesinde aldığım derslerde, insan davranışlarını anlamada ve yıllar sonra yazdığım romanlardaki karakterleri derinleştirmede bu okumaların büyük faydasını gördüm. O yıllarda Doğan Cüceloğlu'nun eserleri başta olmak üzere doksanlı yılların tanınmış psikoloji yazarlarını okuyordum. Bu kitaplar arasında "İçimizdeki Çocuk" da vardı.
Açık konuşmak gerekirse, o günlerde bu kavramı tam anlamıyla kavrayabildiğimi söyleyemem. Sonuçta çocuklukla gençlik arasında bir yerdeydim. İnsan, içinde bulunduğu dönemi yaşarken onun değerini her zaman anlayamıyor. Aradan yıllar geçti. Şimdi ellili yaşlara yaklaşmış biri olarak o kitabın ne anlatmak istediğini çok daha iyi anladığımı düşünüyorum.
Çünkü fark ettim ki yaşadığımız onca sıkıntıya, hayal kırıklığına ve mücadeleye rağmen içimizde bir çocuk yaşamaya devam ediyor. Belki saçlarımız........