HAYATIN ANLAMI NE?

Hayatın anlamını aramak, insanın en eski sorularından biridir. Hayvanlardan en büyük farkımız ve insan olmanın özü budur: Neden buradayız? Ne için yaşıyoruz? Neyi başarmalıyız?

Çoğu zaman bu sorulara verdiğimiz cevaplarda ortak bir yanılgı vardır: Hayatın anlamını hep çok büyük şeylerde ararız; sanki her birimizin dünyayı kurtarmak gibi bir amacı var da biz bu dünyaya bunu başarmaya gelmişiz gibi…  

Büyük başarılar elde etmek… Büyük servetler kazanmak… Büyük makamlara ulaşmak… Dünyayı etkileyecek büyük keşifler yapmak…

Sanki hayatın anlamı ancak çok büyük bir şey başardığımızda ortaya çıkacakmış gibi düşünürüz. Oysa belki de keşfetmemiz gereken en büyük sır şudur: Hayatın anlamı aslında büyük olayların içinde değil, küçük anların içinde saklıdır.

Bir çocuğa gösterilen sevgi… Bir dostun zor gününde yanında olmak…

Hiç tanımadığınız bir yabancıya yapılan karşılıksız bir yardım…

İnsanlara kötülük etmemek, küçük de olsa iyilikler yapmak… Çok küçük de olsa!

Kant’ın birinci evrensel yasa ilkesi şöyle der: “Öyle davran ki, davranışının ilkesi aynı zamanda herkes için geçerli evrensel bir yasa olabilsin.”

Yani bir şeyi yapmadan önce şu soruyu sor: Herkes benim yaptığım gibi davransa dünya nasıl bir yer olurdu?

Şimdi bir an durun ve düşünün: Dünyadaki herkesin, küçük de olsa, her durumda en doğru ve en iyi şekilde davrandığını hayal edin. Böyle bir dünyada ne savaşlar kalırdı ne de kötülük. Dünya gerçekten de bambaşka olur, adeta bir cennete dönerdi.

Demek ki dünyayı cennete çevirmek için çok büyük keşiflere gerek yok. Her birimizin bu niyetle attığı küçücük bir adım bile bunu başarmaya yetecektir.

İnsan bazen hayatı gereğinden fazla karmaşık hale getirir. Oysa hayatın gerçek anlamı belki de tam olarak bu küçük ama derin anların içinde saklıdır.

Bugün dünyaya baktığımızda maalesef insanlığın hâlâ bu basit gerçeği tam olarak öğrenemediğini görüyoruz.

Özellikle Ortadoğu’da yaşanan savaşlar bunun en acı örneklerinden biri... İnsanların evlerini, sevdiklerini, şehirlerini kaybettiği bir coğrafyada bazıları hâlâ hayatın anlamını büyük güç oyunlarında arıyor. Acımasızca bombalıyor, yakıyor, yıkıyor. Peki ne uğruna?

Oysa o savaş bölgelerinde yaşayan sıradan bir insanın en büyük hayali çok basittir: Güven içinde yaşamak, çocuklarının büyüdüğünü görmek ve bir bayram sabahına huzurla uyanmak.

Yaklaşan Ramazan Bayramı bize tam da bunu hatırlatması gereken günlerden biridir.

Bayramlar aslında hayatın anlamını yeniden hatırlama zamanlarıdır.

Küslerin barıştığı, sofraların paylaşıldığı, kapıların çalındığı, çocukların sevindirildiği günler…

Bayramın gerçek anlamı gösterişli büyük sofralarda değil, kalplerin samimiyetle birbirine yaklaşmasında saklıdır.

Çocukların bayram şekeri için minik kalplerinin heyecanlanması gereken yerlerde bombaların düşmesi, insanlığa şu soruyu sorduruyor: Gerçekten neyin peşindeyiz? Dünyayı yakıp, yıkıp yok edince elimize ne geçecek? 

Belki de hayatın anlamı sandığımız gibi büyük şeylerde değil, küçük ama insanı insan yapan davranışlarda saklıdır.

Belki de hayatın anlamı; kimseyi kırmadan yaşamakta, bir başkasının acısını anlayabilmekte ve dünyaya biraz daha merhametle bakabilmektedir. 

Bu bayram belki de en çok buna ihtiyacımız var. Daha fazla şefkate… Daha fazla anlayışa… Daha fazla insanlığa…

Bir sonraki yazımda buluşabilmek dileğiyle…

Hepinize iyi bayramlar diliyorum.


© Günışığı Gazetesi