HARPUT, DERİNKUYU, KARAHANTEPE VE GÖBEKLİTEPE
Roma'nın antik kalıntıları, Avrupa'nın şatoları, Mısır'ın piramitleri, Tapınak Şövalyeleri, İskandinav efsaneleri, Thor'un çekici, Kral Arthur'un kılıcı, Yunan mitolojisi...
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan bu hikâyeleri biliyorsa bunun sebebi yalnızca onların zengin kültürlere sahip olması değil; aynı zamanda bu kültürleri romanlarla, filmlerle, dizilerle ve oyunlarla tüm dünyaya anlatabilmiş olmalarıdır.
Birçok insan Roma'yı tarih kitaplarından önce filmlerde gördü. Vikingleri dizilerden tanıdı. Mısır piramitlerini romanlarda okudu. Yunan mitolojisini sinemada izledi.
Peki biz neden kendi hikâyelerimizi anlatmayalım?
Üzerinde yaşadığımız Anadolu, belki de dünyanın en büyük açık hava tarih ve kültür hazinelerinden biri. Göbeklitepe, Karahantepe, Derinkuyu, Nemrut, Çatalhöyük, Harput, Şahmaran, Sarıkız, Kız Kulesi ve daha niceleri...
Dünyanın bilinen en eski anıtsal yapıları bu topraklarda bulunuyor. Binlerce yıllık efsaneler bu topraklarda anlatılıyor. Yeraltı şehirleri, kayıp uygarlıklar, gizemli semboller, destanlar ve halk hikâyeleri bu coğrafyanın her köşesine dağılmış durumda.
Biz bazen yabancı bir filmin İstanbul'da çekilmiş birkaç sahnesini gördüğümüzde bile heyecanlanıyoruz. Oysa yalnızca İstanbul değil; Harput'tan Göbeklitepe'ye, Derinkuyu'dan Nemrut'a kadar uzanan Anadolu coğrafyasının tamamı başlı başına büyük romanlara, dizilere, filmlere ve oyunlara sahne olabilecek bir potansiyele sahip.
Neden Göbeklitepe'de geçen bir bilimkurgu hikâyesi dünyaya açılmasın?
Neden Derinkuyu'nun........
