VAROLUŞUN TOZLU YOLLARINDA BİR DURAK
Bu haftaki yazımda, İran sinemasının şahı Abbas Kiyarüstemi’nin başyapıtı "Kirazın Tadı" filminden feyz aldım. Beyaz perdede akan o tozlu yollar, aslında her birimizin zihnindeki engebeli arazilerin birer yansıması gibi. Film, bir adamın hayatına son verme kararı ve bu yolda kendisine eşlik edecek birini arayışı üzerine kurulu olsa da, aslında bize ölümden çok "yaşamın nedenini" sorgulatan devasa bir psikolojik tahliller silsilesi sunuyor.
Psikolojik Yabancılaşma ve Sessiz Çığlık
Hayattan kopuş teması, psikolojide genellikle derin bir "yabancılaşma" ile başlar. Kişi, sadece çevresine değil, kendi bedenine ve varlığına da yabancılaşır. Filmdeki o bitmek bilmeyen araba yolculuğu, aslında bu yabancılaşmanın mekânsal bir tasviridir. Kahramanımız, dış dünyadan kopmuş, sadece kendi içsel karanlığına odaklanmıştır. Bu durum, klinik açıdan bakıldığında bireyin "tünel vizyonu" dediğimiz duruma girmesidir; yani kişi sadece acısını görür, o acının dışındaki tüm alternatifleri ve yaşam pırıltılarını görüş alanından çıkarır.
Ancak Kiyarüstemi bize şunu hatırlatır: Hayatın anlamı, çoğu zaman büyük ideallerde değil, küçük duyusal temaslarda gizlidir. Filmde yaşlı bir adamın ağzından dökülen o meşhur........
