menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ZULÜM EN ÇOK SESSİZLİĞİ SEVER

8 0
yesterday

Bir toplum düşünün… İnancını dilinden düşürmeyen; ama ahlakını çoktan kaybetmiş kişilere alkış tutan… Milliyetçiliği slogan yapan; ama milletin değerlerini eline geçirdiği ilk fırsatta pazarlayanların tuzağına düşmüş… İşte bizim asıl meselemiz tam da burada başlıyor: Dini değerlerin içi kim tarafından boşaltıldı?  “Dindar” geçinen haramzadeler tarafından. Milli değerlerin içi kim tarafından boşaltıldı? “milliyetçi” geçinen koltuk sevdalıları tarafından. Öyle bir noktaya gelindi ki; artık kelimeler yerinde duruyor ama anlamları göç etmiş durumda.

Dindar görünen dinsizler türedi bu ülkede… İşte bu dindar görünen dinsizler, Allah’ın adını ağızlarından düşürmeyip, haramı helal saydılar… Kul hakkını çiğneyip sonra dua ettiler. Yalanı “strateji”, talanı “hak”, israfı “itibar” diye pazarladılar… Faizi, “kaçınılmaz gerçek” diye meşrulaştırdılar. Zinayı, suç olmaktan çıkardılar. Lüks ve şatafatı, erdem gibi sundular. Fakir halka sabır telkin ederken; ettikleri yeminleri çiğneyip kendilerine sınırsız imtiyaz verdiler. İnsana kulluğu, Allah’a kulluğun önüne geçirdiler. Biatı, iman gibi gösterdiler. Dini, siyasetin oyuncağı haline getirdiler. En tehlikelisi de İslam ile bilimi karşı karşıya getirdiler. Şimdi söyleyin ey akıl sahipleri, İslam bu yaşanan ve yaşatılanların neresinde? Adalet, hak, hakikat bu sıraladıklarımızın hangi karesinde?

Bir taraftan da milliyetçi geçinen soysuzlar sahne aldı. Milli birlik, milliyetçiliği kimselere kaptırmayanlar tarafından hançerlendi. Vatanımız, dilimiz, kültürümüz, kimliğimiz bu soysuzların akıl almaz ihanetleri ile aşındırıldı. Gençlerimiz, dini değerleri kedilerine kalkan edenler ile milliyetçiliği tekellerine alan soysuzlarca sorgulayan bireyler değil; itaat eden şuursuz kalabalıklar haline getirildi. Eğitim, bilimden uzaklaştırıldı. Liyakatin yerine sadakat aldı. Geleceğimiz olan çocuklarımız ve gençlerimiz Kuran’da yeri olmayan tarikatlara teslim edilerek geleceğimiz ipotek altına alındı.

Ya adalet? Adalet, onu korumakla yükümlü olanların elinde can verdi. Rüşvet sıradanlaştı. Hırsızlık olağanlaştı. Yolsuzluk, “alışılmış düzen” haline getirildi. Konuşan susturuldu. Yazan cezalandırıldı. Düşünen ya yalnız bırakıldı ya da hedef haline getirildi. Gerçeğin üzerini örtmek için kurulan trol düzeni ile yalanın, hakikatten daha hızlı yayıldığı ve alkışlandığı bir çağ inşa edildi. Çocuk istismarları, kadın cinayetleri, uyuşturucu tuzakları ile başlayan bir büyük ahlaki çöküntüye kapı aralandı.  Millet yoksullaştırıldı. Askıda ekmeğe muhtaç hale getirildi. Dış ve iç borç büyüdü, umut küçüldü. Cennet ülkemiz cehennem zebanilerini insafına terkedildi. Plansızlık ve beceriksizlikler vizyon gibi sunulmaya çalışıldı. Vatan, sınırları delik deşik edilmiş bir coğrafyaya çevrildi.

Peki, kim yaptı bütün bunları? Kim oluşturdu bu tabloyu? Cevabı açık değil mi? Dindar geçinen dinsizler ile milliyetçi geçinen soysuzlar. Ha bir de susarak bu düzeni kabullenen cehaletin karanlığına mahkûm olan akılsızlar… Gerçek şu ki bir toplum, değerlerini savunmayı bıraktığında kaybeder. Bugün yaşanan çöküşün temelinde çıkarı ve çıkını için hakikati söylemeyen, söyleyemeyenler çıkarcılar ile hakikati söylemekten korkan bir kalabalıklar var.

Ancak unutulmamalıdır ki bu millet, düştüğü yerden kalkmasını bilir. Hakikati hatırladığında düştüğü karanlıktan kurtulacak ve ayağa kalkacaktır. Yeter ki dininin özünü unutmasın. Yeter ki Milliyetçiliği slogan değil, sorumluluk olarak hafızasında yaşatsın. En önemlisi de “korkmasın.” Korkmadan konuşsun, eğilmeden yazsın. Susmasın!  Çünkü her susuş gittikçe büyüyen zulme davetiye çıkarır ve zulüm en çok sessizliği sever.


© Günışığı Gazetesi