menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

YAŞLILIK

12 0
previous day

İnsan gençken yaşlılığı, ulaşılması zaman alacak çok uzakta olan bir kıta sanıyor.  Haritalarda görünen ama hiçbir zaman varılamayacak kadar ötede bir kıta… Hayatın hep aynı hızla akacağını, aynı güçle devam edeceğini düşünüyor. Yıllar sanki başkalarının omzuna yüklenmiş gibi “daha çok var,” diyor kendi kendine. Ancak o menzil hiç de uzak değilmiş insana. Ne demişti Ahmet Haşim: “Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden/ Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak…” Ve çıktık işte merdivenleri birer, birer… Yapraklar doldurduk eteklerimize. Meğer yapraklar ne de çabuk sararıyormuş.

Bir sabah uyandık; baktık ki yıllarca bizi taşıyan ayaklarımız isyanda: “Çalışma şartlarım ağır!”, diye başkaldırmış bize. Kollarımız yorgun, boynumuz, belimiz şikâyetçi taşıdığı yükünden. Eskiden yataktan doğulur doğrulmaz telefona uzanırdı elimiz. Merak ederdik; kimden mesaj gelmiş, diye. Hele de yüreğimize aşk düşmüşse sevgiliden gelecek küçücük bir selamı beklerdik saatlerce. Şimdi kollarımız, telefona uzanmaktan aciz: “bırak dostum, kim arar ki bu saatten sonra seni, bari rahat bırak; yorma beni”, diyor.

Şimdi soruyorum kendi kendime: “Ah nerede o eski günler?” Fotoğraf çekmeyi ne çok severdim. Doğayı, kuşları, çiçekleri, böcekleri, bir kuşun kanada kalkması, bir çiçeğin sabah ışığını… En çok da insanları… Hele sevdiklerimin, dostlarımın… Şimdi bol bol röntgen çektiriyorum; tomografi, MR… Eskiden dostlar arardı: “Yahu nerelerdesin? Kaç gündür görüşemedik buluşalım da iki lafın belini kıralım” derlerdi. Şimdi yine arıyorlar. Bir yerlerden duymuş olacaklar ki “hangi hastanedesin?”, diye. Hayat işte… Böylesi de varmış meğer. Ne demişti Cahit Sıtkı: “Gökyüzünün başka rengi de varmış!/ Geç fark ettim taşın sert olduğunu/ Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her geçen günün bir dert olduğunu, insan bu yaşa gelince anlarmış.”  Şair........

© Günışığı Gazetesi