menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DÜNYA SİYASETİ BİR MISIR TENCERESİ Mİ?

7 0
26.02.2026

Mutfağa girip patlamış mısır yaptığınızda o anı bilirsiniz. Önce tek bir “pat” sesi gelir. Sonra bir tane daha. Derken tencerenin içi bir anda hareketlenir. Aslında olan şey basittir: İçeride basınç birikir, dışarıdan ısı artar ve kabuk artık dayanamaz.

Son yıllarda dünya siyasetine baktığımda aklıma hep bu sahne geliyor. Özellikle Donald Trump’ın siyaset yapma tarzı, bu “mısır patlağı modeli” üzerinden okunabilir.

Bu bir övgü ya da eleştiri değil. Bir yöntem analizi.

Önce Basınç: Trump’ın dış politika dilinde ilk adım genellikle tansiyonu yükseltmek olur.

İran’la nükleer gerilimden Çin’le ticaret savaşına, NATO ülkelerine savunma harcaması baskısından göç politikalarına kadar aynı kalıp görülür: Önce kriz dramatize edilir. Bu, müzakere başlamadan önce psikolojik alanı şekillendirir.

Geleneksel diplomasi genellikle kapalı kapılar ardında yürür. Trump ise müzakereyi kamuoyu önünde yapmayı tercih eder. Mesaj doğrudan seçmene gider. Sosyal medya bu sürecin ana sahnesidir. Öfke ve korku içeren mesajların daha hızlı yayıldığını gösteren araştırmalar, bu tarzın neden etkili olduğunu açıklıyor. Çünkü algoritmalar sakinliği değil, gerilimi büyütür.

Bu modelin en çarpıcı tarafı öngörülemezliktir.

Ani gümrük tarifeleri.

Beklenmedik diplomatik çıkışlar.

Uluslararası ilişkiler literatüründe bu bazen “öngörülemez lider stratejisi” olarak tanımlanır. Ama belki daha doğru ifade şudur: Kontrollü belirsizlik. Karşı taraf hesap yaparken zorlanır. Pazarlık masasında alan daralır.

Ancak dikkat edin: Patlama genellikle nihai amaç değildir. Amaç, yeni bir denge kurmaktır. Gerilim yükseltilir.

Karşı taraf baskı hisseder.

Sonra bir anlaşma önerilir.

Ve sonuç “kazanım” olarak sunulur. Bu, klasik diplomatik zarafetten ziyade ticari müzakere refleksine benzer.

Mısır tenceresinde kontrol sizdedir. Dünya siyasetinde ise değil. Enerji piyasaları, askeri ittifaklar, bölgesel dengeler ve finans sistemi birbirine bağlıdır. Aşırı ısı zincirleme reaksiyon yaratabilir.

Sorun şu: Basınç zaten yüksekse, ısıyı artırmak her zaman kontrol edilebilir mi? Yanlış hesaplama ihtimali küçümsenemez.

Asıl Soru: Trump gerçekten dünyayı “patlatıyor” mu?

Yoksa patlayacakmış gibi göstererek pazarlık gücü mü üretiyor?

Belki de mesele şu: Dünya zaten kaynayan bir tencereyse, sert retorik sadece süreci hızlandırır. Ama kapak aralıksa, yani diplomasi çalışıyorsa, patlama engellenebilir. Dünya siyasetinde sorun patlamanın sesi değil. Isının kim tarafından, ne kadar ve hangi amaçla artırıldığıdır. Ve bugün küresel tencerenin başında sadece liderler değil; algoritmalar, kamuoyu ve anlık tepkiler de var.

En tehlikelisi ise şudur: Patlamaya alışmak. Çünkü sürekli kaynayan bir dünyada, bir gün gerçekten yanabiliriz.


© Günışığı Gazetesi