NEYMİŞ EFENDİM KADINLAR GÜNÜYMÜŞ!

Klasik söylemler sarfedip, şöyle önemli, böyle kıymetli falan demeyeceğim.

Tamamen realiteye dayalı verilerle sizlere aktarmaya çalışacağım söylemek istediklerimi. Malum bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.

İroni şu ki; bu hareketin çıkış noktası bugün dünyanın en çağdaş, en medeni ve demokrasinin beşiği olarak adlandırılan veya öyle lanse edilen Amerika. Kısaca hatırlayacak olursak; 8 Mart 1857 tarihinde Amerika'nın New York şehrinde bir dokuma fabrikasında çalışan kadın işçilerin iş şartlarının iyileştirilmesi amacıyla yaptıkları grev esnasında Amerikan polisinin göstericilere karşı güç kullanması ve onları fabrikaya kapatması, akabinde çıkan yangın esnasında 129 kadın işçinin hayatını kaybetmesi sonucu Amerika’daki sosyalist partinin bu günü Kadınlar Günü olarak kabul edilmesi ile başlayan bir süreci ifade ediyor.

Yani öldüren de kutlamayı başlatan da aynı ülke. Amerika bu; bin türlü yalanın, fırıldağın, şeytani düşüncenin, kısacası her türlü şerrin yeşerdiği ve pazarlandığı ülke. Öyle bir ülke ki, insanı ve dünyayı içindekiler ile birlikte mal olarak, para olarak gören bir ülke ve akıl.

Özgürlük ve eşitlik  adı altında kadınların fabrikalarda köle olarak çalıştırılmasında ön ayak olanlar da onlar. Şimdi diyeceksiniz ki kadınlar iş hayatında olamaz mı, çalışamaz mı? Elbette kadınlar iş hayatının içinde ve ticarette olacak.

Ama Amerika’nın niyeti tabi ki bu saiklerle değildi.

Afrika'da sömürge olarak çalıştırdıkları ve köle olarak gördükleri bir yapının benzerini kendi ülkelerinde hayata geçirme fikri ile yapıyorlardı bu algıyı.

Kadın ve insan, Amerikan şeytani zekasında tamamen bir eşya ve para aracı olmaktan başka bir şey değildi.

Bu toplu cinayeti örtbas etmenin ve dünyaya demokrasinin beşiği Amerika’dır algısını aşılamanın en kestirme yoluydu bu günü Dünya  Kadınlar Günü olarak kutlama fikri. Bunu da dünyaya bal gibi yutturdular.

Hiçbir şey olmamış gibi. Tıpkı dünyanın farklı ülkelerinde sırf para ve türevleri için çıkardıkları her bir savaşta öldürdükleri milyonlarca kadın ve çocuktan sonra bu ülkelere “demokrasi getirmek için yaptık”  bahanesi ve yalanı gibi.

Küçük çocukları cinsel obje olarak kullanan, binlerce çocuğun organlarını söküp kendi çıkarları için kullanan ve insan kanını içmekten geri kalmayan bu sapkın anlayışı ve ülkelerini nasıl olur da kadın haklarının savunucusu ve kadın sever olarak tanımlayabiliriz.

Bir diğeri kadınların öldürüldüğü bir gün nasıl olur da çiçeklerle, danslarla, büyük etkinliklerle düğün havasında kutlanır.

Hiçbir din ve ülke geleneğinde ölmüş insanların arkasından eğlence yapma geleneği ve ritüeli yoktur ve görülmemiştir. Bunu da bir güzel yutturdular tüm dünyaya. Ve buna farkındaysanız en çok da kadınlar alet oluyor.

Ne acı değil mi?  Ve en çok kadınları obje olarak kullanan anlayış da bu anlayış. Bu ayrımın farkında olan bilinçli kadınlar bir yana; özgürlük ve eşitlik havası pompalanan ve bu hava ile şişirilen kadınlar, içine düşürüldükleri aşağılık tuzağın farkında değiller maalesef.

Bizim kültürümüzde kadın han iken, bu anlayış kadını köle yaptı. Hanım sözcüğü nerden gelir bilir misiniz. Türkçe’de  kadınlara “Han” denirdi.

Yani bir bir nevi kraliçe, bir nevi yöneten, bir nevi sahip.

Erkekler de benim yöneticim, benim hükümdarım, çekip çevirenim anlamında “Hanım” derlerdi kadına. O günden beri bu bizde böyledir.

Bizim geleneğimizde kadınlar erkeklerle birlikte ata biner, savaşa gider, toy meclisine katılır ve hayatın her bir anında erkeğiyle birlikte hep yanyanadır.

Hal böyle iken, bin yıllardır bu böyle iken, yüz elli yıllık tarihi olan ve ayrıca kötü bir olay neticesinde meydana gelen kötü bir olayı iyi bir algıya evirmeye çalışan bu şeytani akıl mı bize örnek olup, akıl pazarlamaya çalışacak. “Geçin bunları beyler geçin!” derim sadece.

Kadını üretimde bir köle, pazarlamada çıplaklık aracı olarak gören, geleneksel kültürleri yok etmek ve köle toplumlar yaratmak için aile kurumunu kadına özgürlük payesi üzerinden paramparça eden bir anlayış, ne kadın tarafında olduğunu söyleyebilir, ne de bizim buna inanmamızı bekleyebilir.

Kadınları oluşturduları pazarlar ve pazarlama yöntemleri üzerinden en çok sömüren ve suistimal eden anlayış yine bu şeytani anlayıştır. “Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır.”

Veya “Her kadın güzeldir.” Reklamı bile dünya kozmetik pazarını elinde bulunduran bu sinsi aklın kadınları nasıl konsantre edip, ne şekilde sömürdüklerinin masum gibi görünen ama şeytanice olan planlarının küçük bir örneğidir.

Bizim anlayışımızda kadın hep güzeldir ve güzel olandır. Güzel ülkemizin bir diğer adı olan “Anadolu” kelimesinin ilk hecesi olan “Ana”, kadına verdiğimiz sonsuz değerin birer nişanesidir.

Dolasıyla uydurulmuş ve kamufle edilmiş, riyakar aklın  sinsi planları neticesinde doğmuş bir kadın profili ile değil, tamamen gerçek değer yargıları  ve geleneği üzerine inşa edilmiş kadın hakları ile kadınlara değer verildiğini söyleyebiliriz.  

Popüler kültür ve akımın oluşturduğu kadın şablonu ne akılla ne de gerçeklikle bağdaşıyor.

Bu akımın rüzgarına kapılan kadınlarımıza şu soruyu sormak isterim. Köle olmak mı istersiniz, yoksa han olmak mı?

Han olmayı seçtiyseniz, köle olmayı reddediyorsunuz demektir. Kadının olması gereken yer de budur. Alması gereken değerde budur. Neymiş efendim, kadınlar günüymüş! Siz buna kandırmaca günü desenize!

Hayatın var oluşundan tutun da her bir anında olmazsa olmazımız olan; hanımız, hanımımız, anamız, gardaşımız, kızımız olan siz değerli varlıklar, iyi ki varsınız.


© Günışığı Gazetesi