Harput’un Hafızası, Elazığ’ın Geleceği

Harput’a her çıkışımızda biraz da kendimize döneriz. Aşağıda şehrin telaşı sürerken yukarıda taşların ağırbaşlı sessizliği karşılar bizi. 

Bir duvarın gölgesinde, eski bir sokağın kıvrımında, uzaktan gelen bir türküde adını koyamadığımız bir yakınlık duyarız. 

Sanki bizden önce yaşayanlar, söyleyeceklerini tamamlamış da dinleme sırasını bize bırakmıştır.

Fakat dinliyor muyuz?

Bugün bu soruyu kendimize daha sık sormalıyız. Çünkü şehirler büyürken insanın geçmişiyle kurduğu bağ kendiliğinden güçlenmiyor. Yeni yollar açılıyor, binalar yükseliyor, hayat hızlanıyor. Bütün bu hareketin içinde bazen bir mahalle adı kalıyor dilimizde; o mahallede yaşamış insanların hikâyeleri ise yavaşça unutuluyor.

Oysa bir şehrin hafızası, taşların arasından çok insanların arasında yaşar.

Harput’u düşününce aklımıza kalenin, tarihî yapıların, eski sokakların gelmesi tabiidir. 

Ancak o sokaklardan geçen insanların birbirine nasıl davrandığını da düşünmemiz gerekir. Kapısı çalındığında misafire yer açan ev sahibini, öğrencisinin derdini yüzünden anlayan öğretmeni, komşusunun sıkıntısını başkasına duyurmadan hafifleten insanı…

Geçmişin bize bıraktığı en kıymetli miraslardan biri, insanın insana karşı taşıdığı sorumluluktur. Bu mirası bir vitrinde saklayamayız. Onu ancak yaşayarak koruyabiliriz.

Elbette geçmişte her şey güzel değildi. Eski zamanların da yoksulluğu, haksızlığı, kırgınlığı vardı. Hatıralarımıza duyduğumuz sevgi, bunları görmemize engel olmamalı. Bize düşen, geçmişi kusursuz göstermek değil; oradan bugüne taşıyacağımız iyiliği seçebilmektir. 

Sofraların bereketini, sözün inceliğini,........

© Günışığı Gazetesi