MEŞRU MÜDAFAA MI? YOKSA KÜRESEL ZORBALIK MI?
TOPRAĞINI SAVUNAN SUÇLU, VURAN MI HAKLI?28 Şubat gecesi yalnızca bombalar düşmedi.Uluslararası hukukun itibarı, adalet duygusu ve insanlığın ortak vicdanı da ağır yara aldı.İran’ın Minab kentinde bir okulun vurulması…170 çocuğun hayatını kaybetmesi…Bir ülkenin dini lideri ve üst düzey yöneticilerinin hedef alınması…Bunlar bir “operasyon” değil, açık bir saldırıdır.Ve daha önemlisi, bu saldırı uluslararası hukukun en temel ilkelerini ihlal eden bir güç gösterisidir.Bugün sorulması gereken soru nettir:Bir devlet, binlerce kilometre öteden gelip başka bir devleti vurma hakkını kendinde nasıl görebilir?Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesi açık:Meşru müdafaa hakkı, ancak silahlı bir saldırıya maruz kalan devlet için doğar.Peki burada kim saldırıya uğradı?İran mı, yoksa saldırıyı başlatanlar mı?Eğer ortada İran’a yönelik açık bir saldırı varsa —ki yaşananlar bunu gösteriyor—o halde hukuki zeminde konuşulacak tek bir gerçek vardır:İran’ın meşru müdafaa hakkı.Çünkü uluslararası hukuk şunu söyler:Savunma; gerekli, ani ve orantılı olmak şartıyla bir haktır.Ve bu hak, devletlerin keyfi yorumlarına değil, saldırının gerçekliğine dayanır.Ama bugün gördüğümüz şey hukuk değil, güçtür.Kurallar değil, kuralsızlıktır.Daha da vahimi ise şu:Ortadoğu’daki bazı ülkeler, kendi topraklarında bulunan yabancı üslerin bu saldırılarda kullanılmasına göz yummuştur.Bu, sadece siyasi bir tercih değildir.Bu, kendi coğrafyasını bir savaş sahasına çevirmek demektir.Ve bunun sonucu kaçınılmazdır:Eğer o üslerden bir ülkeye saldırı yapılırsa, o üsler artık meşru hedef haline gelir.İran’ın bu üsleri hedef alması, duygusal bir refleks değil;uluslararası hukukun tanıdığı bir savunma hakkının kullanımıdır.Çünkü hiçbir devlet, kendi toprakları vurulurken sessiz kalmak zorunda değildir.Bugün yaşananlar bize bir gerçeği tekrar hatırlatıyor:Uluslararası hukuk, güçlülerin istediği zaman hatırladığı bir metin haline gelirse,artık adı hukuk değil, araçsallaştırılmış güç olur.Ve burada bir başka kritik nokta daha var: Dünya siyasetinde “kural tanımazlık” artık istisna değil, yöntem haline geliyor.Özellikle küresel güçlerin liderleri, uluslararası sistemi kendi çıkarlarına göre esnetmeyi bir hak gibi görüyor.Bu yaklaşım, yalnızca bir ülkeye değil, tüm dünyaya zarar verir.Çünkü hukuk bir kez delinirse, onu yeniden ayağa kaldırmak çok daha zor olur.Bugün İran üzerinden yürütülen bu süreç, yarın başka bir ülkenin kapısını çalabilir.Bu yüzden mesele sadece İran meselesi değildir.Bu mesele, hukukun mu yoksa gücün mü egemen olacağı meselesidir.Ve eğer dünya gerçekten bir düzen istiyorsa,önce şu soruya dürüstçe cevap vermelidir:Kurallar herkes için mi geçerli, yoksa sadece zayıflar için mi?Eğer cevap ikinciyse…o zaman bugün yaşananlar bir “kriz” değil,çok daha büyük bir çöküşün habercisidir.
