Hani şimdi sonbahara giriyoruz ya!
Bugünlerde sosyal medyada yarım asır kadar öncesi, yani adına “seksenler” dedikleri bir trend gündemde. Yaşı kemale ermişler seksenlere dair boy boy görsellerini paylaşıyorlar. Hatta kimileri de yapay zekadan beslenerek yapıyor bunu. Yapsınlar elbette nostalji iyi ve keyifli, hem de hüzünlüdür…
İsterseniz ben bunu değil de, bunun yerine seksenler ve daha da evvelinin kent yaşam günlerine şöyle bir uzansam mı?
Düşünün sonbahar kapıya dayandı. Hani upuzun kışların yaşandığı, suriçindeki keyfe keder bazalt taş evde yaşıyorsunuz dam boyu kar yağıyor. Kış boyu da kar yerden kalkmıyor.
İşte o günleri düşünerek hazırlık yapmalı. Önce patlıcan biber kurutulacak. Kurutulacak ki o Diyarbekir’e has bıçak kıymalı etten sumak ekşili dolma kışın sofraya gele. Sonra domates salçası, boy boy sinilerde, teştlerde, leğenlerde o bazalt taş evlerin toprak damlarında Mezopotamya güneşinin nimetiyle doğranıp ezilmiş domatesi salçaya dönüştürecek.
Yassı şırdanlara çeşit çeşit baharatla çekilip yoğrulmuş pastırma yapılıp o bazalt taş avluya bakan damın yassıltılmış sivineklerinin baba / binek taşına iple asılıp sallandırılarak kurumaya bırakılacak. Ki kışın bir kaç dilimine iki yumurta kırıp tavada ateşi görünce bırakın tadını kokusu sizi mest etsin diye.
Ya kavurma, avluda ocak yerinde yaz boyu kurumuş pîrejman’ın meşe odunun çıtırdayan ateşinde kazanda içine atılmış ayvayla fokur fokur kaynarken o gün kokusu yakın komşulara da gitmiştir diye “komşu hakkı” kabilinden bakır sahan........
