menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kurtuluş mu, yoksa bir temsil krizi mi?”

20 0
12.03.2026

“Emin Alper’in 76. Berlin Uluslararası (International) “Berlinale” Film Festivali’nde Gümüş Ayı Jüri Ödülü’ne layık görülen “Kurtuluş” (Salvation) filmini uzun zamandır merak ve sabırsızlıkla bekliyordum; nihayet filmi izleme fırsatı bulabildim.”

Sinemaya giderken zihnimde bambaşka bir yazı taslağı vardı. Filmi sinematografik açıdan değerlendireceğimi, anlatı içinde kurulan metaforları anlamlandırarak daha derinlikli bir okuma yapacağımı ve üzerine kapsamlı bir analiz yazacağımı düşünüyordum. Ancak film ilerledikçe içimde oluşan duygu beklediğimden oldukça farklıydı; zaman zaman “eyvah” demekten kendimi alamadım. Emin Alper sinemasını uzun süredir takip eden bir izleyici olarak, yönetmenin birçok filmini festivaller aracılığıyla izleme fırsatı bulmuştum. Bu nedenle bu film benim için yalnızca yeni bir yapım izlemekten ibaret değildi; aynı zamanda beklentisi yüksek bir karşılaşmaydı. Fakat “Kurtuluş”, tüm bu beklentilerimin ortasında bende beklenmedik bir kırılganlık ve hayal kırıklığı duygusu bıraktı.

Emin Alper, Kurtuluş filminde “kurtuluş” hikayesini gerçekten Kürtlerin gözünden mi anlatıyor, yoksa bu deneyimi dışarıdan bir bakışla mı kuruyor?

Kurtuluş filmi üzerine yapılan eleştirilerde, özellikle Kürt temsili açısından çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu tartışmalar doğrudan filmin “Kürtleri kötülediği” temsilde görülen dengesizlikler ve eksiklikler üzerine yoğunlaşmaktadır. Yönetmen Emin Alper’in sinemasının genellikle politik alegoriye dayanan bir anlatı kurması, bu tartışmaları Kürt toplumunun tarihsel olarak maruz kaldığı katliam, savaş, baskı, zorunlu göç ve yıkım deneyimleri düşünüldüğünde, filmdeki temsil biçimi daha karmaşık bir tartışmayı beraberinde getirir.

Bu bağlamda film, Kürt izleyiciler açısından rahatsız edici bulunabilecek sert bir atmosfer barındırmaktadır. Kurtuluş üzerine yapılacak bir analizde film yalnızca kurmaca bir hikâye olarak değil, Türkiye’nin yakın tarihindeki bazı toplumsal ve politik travmalarla ilişkilendirilerek de okunabilir. Bu açıdan film, travmatik bir kolektif hafızaya temas eder. Özellikle “Bilge Köyü Katliamı” gibi olayları hatırlatan karmaşık bir atmosfer kurarak, taşra toplumunda şiddetin nasıl örgütlenebildiğine dair sorgulayıcı bir zemin de oluşturur.

Filmde görülen iki Kürt aşireti — Hazeranlar ve Bezariler — arasındaki ilişkiler ve toprak anlaşmazlıkları, çatışmanın temel........

© Güneydoğu Ekspres