menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Frankenstein” Filminde Kostümün Ontolojisi

15 0
16.04.2026

“Frankenstein”filminde kostüm tasarımının yalnızca estetik bir unsur değil, anlatının kurucu bir bileşeni olarak nasıl işlediğini incelemeyi amaçlamaktadır.

Bu bağlamda kostüm tasarımının kimlik inşası, beden politikaları, renk dramaturjisi ve estetik sapma üzerinden nasıl anlam ürettiğini tartışmaktadır. Analiz sonucunda, kostümün karakteri tamamlayan değil, karakteri kuran bir yapı olduğu ileri sürülmektedir. Sinemada kostüm tasarımı geleneksel olarak karakterin sosyal statüsünü, dönemsel bağlamını ve psikolojik durumunu destekleyen bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Ancak Frankensteinbu yaklaşımı aşarak kostümü doğrudan anlatının merkezine yerleştirir. Filmin Academy Awards tarafından ödüllendirilmesi, bu dönüşümün yalnızca estetik değil, kuramsal bir kırılma olarak da kabul gördüğünü göstermektedir.

Filmde kostüm, sabit bir kimliği temsil etmekten ziyade, kimliğin inşa edilen ve kırılgan bir yapı olduğunu ortaya koyar. Victor “Frankenstein” karakterinin kostümleri, başlangıçta düzenli, kontrollü ve aristokratik bir görünüm sunarken, anlatı ilerledikçe bu düzen çözülür. Kumaşın sertliği, kesimlerin katılığı ve giderek artan deformasyon, karakterin zihinsel ve etik çözülüşünü görselleştirir.

Buna karşılık yaratığın kostümü, baştan itibaren bir bütünlükten yoksundur. Farklı parçalardan oluşan bu yapı, yalnızca fiziksel bir eksikliği değil, ontolojik bir “ait olamama” hâlini temsil eder. Bu bağlamda kostüm, kimliğin dışavurumu değil, onun yokluğunun kanıtı haline gelir. Filmde kostüm ile beden arasında kurulan ilişki, klasik temsil biçimlerinin ötesine geçer. Kostümler bedeni örtmez; aksine onu yeniden üretir. Korseler, dikişler ve katmanlı yapılar, cerrahi müdahaleyi çağrıştıran bir estetik oluşturur. Bu durum, Frankenstein anlatısının temelinde yer alan “bedenin parçalanarak yeniden kurulması” fikrinin tekstil üzerinden yeniden üretilmesi olarak okunabilir.Bu paralellik, kostümün pasif bir yüzey olmaktan çıkarak aktif bir “bedensel söylem” haline gelmesini sağlar. Böylece kumaş, yalnızca bir malzeme değil, bedenin alternatif bir uzantısı olarak işlev görür. Filmde renk kullanımı, anlatının duygusal ve etik katmanlarını taşıyan bir sistem olarak işler. Özellikle kırmızı tonları, arzu, şiddet ve suçluluk ekseninde çok katmanlı bir anlam üretir. Yeşil ise çürüme ile yeniden doğum arasındaki ikiliği temsil eder. Bu renk kullanımı, görsel bir estetikten ziyade, karakterlerin içsel durumlarını kodlayan bir dil olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda kostüm, yalnızca form ve kesim üzerinden değil, renk aracılığıyla da anlatıya müdahale eder. Renk, karakterin psikolojik durumunun dışavurumu olduğu kadar, izleyicinin etik konumunu da yönlendiren bir araçtır.Film, “Viktoryen dönem” estetiğini referans almakla........

© Güneydoğu Ekspres