GÜRÜLTÜ ÇOK, SÖZ AZ
Türkiye’de Bir Haftanın Ardından
Türkiye’de haftalar artık takvim yapraklarıyla değil, gündemin ağırlığıyla ölçülüyor. Bir haftayı daha geride bırakırken geriye dönüp baktığımızda, yaşananların hızına mı şaşırmalı, yoksa bu hıza alışmış olmamıza mı üzülmeliyiz, karar vermek zor.
Bir yanda siyaset…
Söylenen sözler, verilen mesajlar, satır aralarına gizlenen niyetler. Aynı cümlede hem “uzlaşı” hem “tehdit” görmek mümkün. Bir gün yumuşayan dil, ertesi gün çatallaşıyor. Toplum iniş çıkışları tribünden izleyen yorgun bir seyirci gibi. Zihni lodosa tutulmuş gibi alkışlamakla, yuhalamak arasında gidip geliyor.
Bir yanda ekonomi…
Rakamlar konuşuyor ama insanların dili tutulmuş. Grafiklerle, TÜİK rakamlarıyla “enflasyonda düşüş trendi başladı” deniyor ama mutfakta durum öyle değil. Sokakta, pazarda, evlerde yürek yakan bir yoksulluk var; rakamların, istatistiklerin göstermediği can yakıcı bir hayat gerçeği bu. Eskiden “emekli ay sonunu getiremiyor” diye isyan edilirdi. Meğerse onlar güzel zamanlarmış. Şimdi emekli maaşıyla 1 hafta geçinebilmek bile mucize sayılır. Ben12.01.2026 PAZARTESİ GÜNKÜ KÖŞE YAZIM de bir emekliyim. Artık kendimden vazgeçtim. Aklım, fikrim gençlerde. Onlar maalesef gelecek konusundaki beklentilerini, umutlarını yitirmiş durumdalar.
Siyasetin de, ekonominin de düzeleceği günleri görebiliriz. Her ikisinde de inişler ve çıkışlar konjonktürel olabilir ama mesele “adalet” oldu mu iş değişir. Adalet çürümeye başladı mı birey de, toplum da........
