menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtlerde Anadolu merkezciliği meselesi

30 0
24.04.2026

Avrupa’da yaşayan Kürt aydınlarından akademisyen Gürdal Aksoy’un 2021 yılında internet ortamında yayınlanan OSMANLICILIKTAN ANADOLU MERKEZCİLİĞİNE KÜRTLER başlıklı makalesinin sunumunda kamuoyuna yönelik şöyle bir açıklaması var: “Tamamlanamamış bu taslak metin esasen Halklar Hapishanesi Anadolu, Kürtlerde Anadolumerkezci Yabancılaşmanın çeşitli bölümlerine ait bazı pasajların; ek okumalar ve notlar ışığında 2005 yılında tek bir bölüm halinde yeniden düzenlenmesi olup, bunun yanı sıra son olarak

Kürt aydınlarının Osmanlıcılık, Türkiyelilik, Kürtlük ve Anadoluluk gibi kavramlara dair eleştirel değerlendirmelerin arasında bana atfen tenkitleri de bulunmakla birlikte bu noktanın üzerinde şimdilik durmayacağım. Buna karşılık çerçeveyi daha geniş tutmak suretiyle tarihi arka planı olan ve aslında dikkat çeken makaleden bazı alıntıları olduğu gibi aktarmaya çalışacağım. Keza Öcalan da Mezopotamya-Anadolu ikilemi veya ilintisi üzerinde durmaya başlamış görünmekte. Ancak bu hususlarda bir netleşme ve billurlaşmış bir görüş bulunmuyor. Ben de burada günümüzde bu Türkiyelilik, Türkiyelileşme, Türkleşme gibi hassas ve tartışmalı konuları aktarmakla yetineceğim. Kolay okunması ve dikkat çekmesi açısından konulan ara başlıklar bana aittir. İTTİHAT VE TERAKKİ DEVRİNDE “ÇİFTE VATANSEVERLİK” Şükrü Hanioğlu, Geç Osmanlı dönemi tarihi alanında dünyanın önde gelen otoritelerinden biridir ve 19. yüzyıl entelektüel tarihine ait önemli yapıt ve makalelerin de sahibidir. Çalışmaları, 2010 TÜBİTAK Hizmet ve 2012 Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile onurlandırılmıştır. Konumuzla ilgili kitabı “Bir siyasal örgüt olarak Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti ve Jon Türklük” başlığıyla yayımlanmıştır (İstanbul-1986). Gürdal Aksoy da bu kitaptan alıntılarla örnekler vermektedir: “Şükrü Hanioğlu İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkındaki çalışmasında, cemiyetin merkez üyelerinin önemli bir bölümünün ‘çifte vatanseverlik’ duygularına sahip olduklarına dikkat çekmişti. Kurucularından (Arnavut asıllı) İbrahim Temo’nun Osmanlıcı olmakla birlikte, Arnavut komitelerine maddi yardımlarda bulunması, onlar adına otonomi temalarını işleyen beyannameleri hazırlaması ve kongrelere iştirak etmesi gayet normal bir davranış olarak karşılanıyordu. Bu, cemiyetin Kürt olan diğer kurucularında da görülen bir özellikti. KÜRTLÜKTEN OSMANLICILIĞA VE TÜRKLÜĞE DAVET Nitekim Hanioğlu (Kürt) İshak Sükûtî ve Abdullah Cevdet’in ikili bir kimliğe sahip olduklarını, yani bir anlamda çifte vatansever duygular taşıdıklarını belirtmiştir: Etnik kimlikleriyle onun üzerinde gördükleri bir üst kimlik olarak Osmanlılık… Her ikisi de bir yandan herkesi Osmanlı vatandaşı ya da ‘Türkiyalı’ olmaya davet ederken, öte yandan Abdurrahman Bedirxan’ın Kürdistan gazetesinde makaleler yayımlatmaktan geri durmuyorlardı. İlk olarak İttihad-ı Osmanî adıyla (1889) tarih sahnesine çıkan ve Osmanlı’nın özellikle Müslüman olan kavmî unsurlarının birliğini savunarak imparatorluğun dağılmasını engellemeyi amaçlayan Cemiyet, ilk beyannamesindeki Osmanlılık vurgusuna rağmen Türkiyalılığa ve gittikçe Türklüğe ve Türkçülüğe yelken açmıştır. Bu geçişin olasılıkla bir merhalesi sayılabilecek Türkiya tasavvurunda Abdullah Cevdet’in belirgin bir rolü olmuştur. O, Osmanlı sınırları içinde yaşayan tüm halkların ortak bir vatan (müşterek bir vatan-ı umumî) etrafında birleşmesi gerektiğini açıkça savunmuş, ancak bu ortak vatanın adından ‘Türkiya’ olarak söz etmişti. (Şöyle ki:) ‘İşte bakın, ben Kürdüm. Kürdleri ve Kürdlüğü severim. Fakat mademki hukuk ve vezaifçe mütesavi (eşit) Türkiya vatandaşlarındanım, her şeyden evvel Türküm (…) Benim bu sözümden, ben mademki Türkiya vatandaşıyım Kürd lisanı unutulsun, Kürdlüğüm unutulsun dediğim anlaşılmasın. Bilakis, Kürd Kürdçesini, Ermeni Ermenicesini hars-u ihya etsin. Bundan Türkiya’ya mazarrat geleceğine zahib olan (sanan) ancak balkabak kafalı, yahud hain ruhlu insanlardır. Vatandaşlar! Türkiya Türkiyalılarındır. Türkiya vatandaşları kat’iyyen aynı hukuk ve hürriyete mâliktir. Hiçbir unsuru mesela Ermeni’nin Türk’e, Türk’ün Arab’a, Arab’ın Arnavut’a hiçbir tefazuli (üstünlüğü) yoktur!’ Böylece, Abdullah Cevdet ulusal bir vatandan (Kürdistan) çok imparatorluğun devamı olarak çok kültürlü bir vatan (Türkiya) anlayışıyla Kürtleri ve Osmanlı tebaası olan halkları ‘Türkiyalı’, üstelik neredeyse Türk olmaya davet ediyordu. Nitekim 1908 ilâ 1909 yılları arasında yayımlanan Kürd Teavün ve Terakki Gazetesi’ndeki makalelerde de Osmanlılık, Kürtlüğü tamamlayan ve ona anlam kazandıran bir kimlik olarak nitelenmiştir. O dönem Bağdat mebusluğu da yapmış olan Babanzade İsmail Hakkı gazetenin Rumî 22 Teşrinisani 1324 (1908) tarihli sayısında yayımlanan ‘Kürdler ve Kürdistan’ başlıklı makalesinde şöyle yazar: ‘Osmanlılık Kürdlüğü ve Kürdlük de karşılıklı olarak Osmanlılığı içermiş, bu iki sözcüğün içeriği mutlak olarak iç içe geçmiştir. Allah saklasın, Osmanlılık ortadan kalksa, Kürdlükten de eser kalmaz; Allah göstermesin, Kürdlük ortadan kalksa ve adı sanı belirsiz bir duruma gelse, Osmanlılık da zayıf ve perişan olur!’ ANADOLU, KÜRDİSTAN VE DOĞU SÖYLEMİ Kürdistan’ın bağımsızlığını hedefleyen Hoybun örgütünün başkanlığını da yapmış olan Celadet Bedirxan, bir yandan Anadolu ile Kürdistan farklılığını esas........

© Güneydoğu Ekspres