Kerkük Valisi tartışmaları eşliğinde Musul-Kerkük hayallerı
16 Nisan 2026’da Kerkük’te unutulmayacak bir olay yaşandı; Kerkük valisi (Talabani’nin Partisi YNK mensubu) Rêbwar Taha, partisinin kararı üzerine görevden ayrıldı. Aynı gün Kerkük İl Meclisi, Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Seman’ı yeni vali olarak seçti. Bu adım, 2024 yılında taraflar arasında varılan ve görev paylaşımını öngören anlaşmanın uygulanması olarak görülüyor.
Rebwar Taha ilk basın açıklamasında, “görevi bırakma kararının kendi isteği ve iradesiyle alınmadığını” belirtti ve şöyle devam etti: “Bağdat’a gitmeyi reddettim ve birçok üst düzey görevi kabul etmedim. Tek amacım Kerkük’te kalıp hizmet etmekti. Valilik makamından birinci vali yardımcılığı görevine getirilmem kolay bir karar olmadı. Yardımcı olarak kalmak benim için zor, ancak bir memur olarak Kerkük’te kalmaya devam edeceğim. Gelecek süreçte valilik kararları yardımcılarla uyum ve uzlaşı içinde alınacak.” Taha’nın görevden alınması, kentin yönetiminde daha katılımcı bir modelin uygulanacağına dair bir işaret olarak değerlendiriliyor. Öte yandan yeni seçilen Kerkük Valisi Muhammed Seman görevi devralmasını “tarihi bir olay” olarak nitelendirerek durumu şöyle özetledi: “Son dört ay boyunca Bafel Talabani ile sürekli temas halindeydik. Bugün 102 yıl sonra Türkmenlerin özlemi sona erdi ve Kerkük valisi Türkmen oldu.” M. Seman Ağa, ilk özel röportajını TRT Haber’e verdi: “Bütün fitnelere karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözünden yola çıkarak Türk, Kürt, Arap kardeşlerimizle şehrimize hizmet edeceğiz. Türkmen milletinin gözü aydın olsun! Bu zafer sadece Türkmenlerin değil nerede bir Türk-İslam yaşıyorsa hepsinin zaferidir.” KDP, siyasi rakibi YNK’nin Türkmenlerle uzlaşma kararını şiddetle eleştirdi. Buna karşılık Talabani tek yanlı tutumunu şöyle gerekçelendirdi: “Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kürt çevreleriyle görüşmelerinde Kerkük valisinin bir Türkmen olması yolunda söz almıştı. Biz de bu söz doğrultusunda davrandık.” Sonuçta Türk medyası bayram etti; Türkiye’nin bölgedeki ağırlığından dem vurularak Iraklı Türkmenleri göklere çıkaran methiyeler dizildi. BAHÇELİ: “KERKÜK BİR DAHA PAZARLIK KONUSU OLMAYACAK” MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısındaki konuşmasının önemli bir bölümünü Kerkük meselesine ayırdı: “Kerkük, ecdadın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük’teki yangının ateşini Ankara’dan görüyoruz. Türkmen’in ağıtını Ankara’dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın, insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz. Irak Türkmen Cephesi Başkanı Mehmet Seman Ağa’nın Kerkük Valisi olarak seçilmesi, Kerkük’te Türkmen varlığının ötelenemeyeceğini, görmezden gelinemeyeceğini ve silinemeyeceğini yeniden ilan etmiştir. Kerkük’te yükselen kardeşlik vurgusu Türkmen’i yok saymayan, Arap’ı dışlamayan, Kürt’ü ötekileştirmeyen, Süryani’yi silmeyen, herkesin hukukunu tanıyan, fakat Türkmen varlığını da asli ve kurucu bir hakikat olarak teslim eden bir dengenin müjdesidir. Türkiye ‘terör belasından kurtuldukça’ Kerkük’te kurulan yeni düzen bölgeye nefes aldıracaktır. Kerkük, bizlere bir miras, Türkmen soydaşlarımız da sahipsiz bırakılmayacak bir emanettir. Türk milleti de ne denli el-emin bir millet olduğunu bir kez daha cümle âleme göstermektedir. Kerkük bir daha pazarlık masalarına konu olmayacaktır. Soydaşlarımız canıyla, malıyla, diliyle ve duasıyla yurdundan koparılamayacaktır. Huzurumuz hiçbir karanlık denklemin, hiçbir kalleş müzakerenin malzemesi haline getirilemeyecektir. Türkçenin sesi kısılamayacak, hiçbir Türkmen ocağının ışığı söndürülemeyecektir. Devran dönmüştür. Asır Türk asrıdır, Türkiye asrıdır. Kerkük yaşayacak, Türkmeneli doğrulacak, Allah’ın izniyle de ebediyen yaşayacaktır. Biz ne Kerkük’ü unuturuz ne Musul’u zihnimizden çıkarırız ne de soydaşlarımızı sahipsiz bırakırız. Kerkük’ten Doğu Türkistan’a, Karabağ’dan Kıbrıs’a kadar ahde vefanın adı olan bütün kardeşlerimizin yanındayız. Çizgimizden sapmayız, yolumuzdan şaşmayız, hedefi şaşırmayız… Irak sıradan bir komşu ülke değildir; Kerkük’ten Musul’a, Bağdat’tan Basra’ya, Erbil’den Necef’e uzanan coğrafyanın, ortak tarihin, ticaret yollarının, kültürel bağların ve güvenlik hassasiyetlerinin canlı zeminidir. Irak’ta huzur güçlendikçe Türkiye’nin güney hattı rahatlar, Irak’ın birliği korundukça bölgesel denge sağlamlaşır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak siyaseti yalnız kriz ve güvenlik başlıklarına sıkıştırılamaz. Terörle mücadele hayati ve öncelikli olmakla birlikte, ilişkilerin ufku, enerji, ulaştırma, su yönetimi, sınır ticareti, altyapı, eğitim, kültür ve karşılıklı yatırımlarla genişletilmelidir. Kerkük ise bu büyük resmin en hassas başlığıdır. Türkiye için Kerkük, etnik veya mezhebi gerilim alanı olmaktan önce ortak hafızanın ve birlikte yaşama iradesinin sembolüdür. Arzumuz, Kerkük’ün Türkmeniyle, Arabıyla, Kürdüyle, Süryanisiyle Irak’ın egemenliği altında güvenli, adil ve müreffeh bir şehir olarak güçlenmesidir… Irak’la dostluğumuz iyi niyet beyanlarında kalmamalı, Kerkük’ün eski günlerine yeniden dönmesini sağlayacak adımlar atılmalıdır.” (28 Nisan 2026) KERKÜK, “İKİNCİ KIBRIS” MI OLACAK? Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı web sitesinde, aynı münasebetle 20 Nisan 2026 tarihli şöyle bir açıklama yayınlandı: “…Kültürel çeşitliliğe ve çoğulcu bir yapıya sahip Kerkük’e Türkmen bir Vali seçilmesi, kapsayıcılık, temsilde adalet ve toplumsal huzurun tahkimi bakımından son derece önemli ve tarihi bir gelişmedir. Bunu, aynı zamanda, Irak’ın ve Kerkük’ün asli bileşeni olan Türkmen soydaşlarımız bakımından meşru bir hakkın gecikmiş bir teslimi olarak görüyoruz. Kerkük’te üst düzey idari görevlerin bileşenler arasında uzlaşı temelinde dönüşümlü şekilde paylaşımı, sadece Türkmenler değil, Kerkük’ü oluşturan tüm unsurlar için adil ve hakkaniyete uygun bir kazanımdır. Bu gelişmenin, Irak’ın ve Kerkük halkının huzur, güvenlik ve refahına katkıda bulunmasını temenni ediyoruz.” Gerek Bahçeli gerekse Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamalarından anlaşılmaktadır ki özünde Türkiye himayesinde bir Irak ve Kerkük oluşmasına yönelik tasavvurun ötesinde, Osmanlı yayılmacılığından ilham alan bir çeşit bölgesel vesayet sistemi ikame etmeyi hedeflemektedir. Kısacası iktidarların geleneksel Musul-Kerkük heves ve hayalleri yeniden canlanmaya başladı. Nitekim Türkiye’nin Kerkük’teki konsoloslarından biri, yıllar önce aklından geçeni dış vurmuştu: “Kerkük’ü ikinci Kıbrıs’ yapacağız!” İyi güzel de, Kerkük’ün geçmişteki kimliği ağırlıklı olarak nasıldı? Kürt müydü yoksa Türkmen miydi? Tarihte bir Kerkük valisi oldu mu? Yanıtlarına birlikte bakalım. TÜRKMELER GEÇMİŞTE KERKÜK’TE VALİLİK YAPMIŞLAR MI? Yurtdışında yaşamakta olan Kürt aydını ve yazar Gülbahar Altaş, 27 Nisan 2026 tarihli makalesinde alternatif tarih okuması yaparak, ezber bozan isabetli tespitlere yer vermiştir. “Kerkük’te ‘Türkmen Vali’ atanmasında tarihsel gerçekler ve terminolojik sorunlar” başlıklı değerlendirmeden bazı alıntılar yapmakta yarar görüyoruz: “Kerkük’te nisan ortasında gerçekleşen vali değişimi sonrası ‘86 yıl sonra ilk Türkmen vali’ söylemi gündeme geldi. Tarihsel veriler ise Osmanlı’dan Irak Krallığı’na uzanan idari yapının bu ifadeyi ne ölçüde karşıladığı sorusunu tartışmalı hale getiriyor. Valilik makamına bir Türkmen’in atanması, Türkmen kamuoyunda geniş yankı uyandırırken; bazı siyasi çevreler ve medya organları tarafından bu gelişme ‘86 yıl sonra ilk Türkmen vali’ ve ‘yaklaşık bir asır aradan sonra gelen temsil’ şeklinde değerlendirilmiştir. Kerkük’ün Kimliği (Rudaw Araştırmalar Merkezi, 2020) adlı eserde yer alan tarihsel veriler ışığında, bazı temel kavramsal ve kurumsal ayrımların göz ardı edildiğini göstermektedir. Söz konusu çalışma, Kerkük’ün idari tarihindeki ‘vali’ ve ‘mutasarrıf’ kavramlarını karşılaştırmalı biçimde inceleyerek, Türkmenlerin Kerkük’te hiçbir dönemde modern anlamda ‘valilik’ makamında bulunmadığını; buna karşılık Osmanlı ve İngiliz manda dönemlerinde ‘mutasarrıf’ düzeyinde idari görevler üstlendiklerini ortaya koymaktadır. Independent Türkçe isimli sanal gazeteye konuşan Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu da söz konusu görevler için terminolojik açıdan doğru ifadenin ‘mutasarrıf’ olduğunu vurgulamakla birlikte, kamuoyunda ‘vali’ ifadesinin kullanılmasının bütünüyle sorunlu olmadığını belirtmektedir. Ona göre, kavramsal........
