IŞIĞIN İÇİNDE DOĞANLARIN HİKÂYESİ

Zilan gözlerini açtığında dünya henüz ona bir isim vermemişti ama o, dünyanın üzerine çoktan görünmez bir anlam örtüsü sermişti. Onun varlığı, dışarıdan bakıldığında sıradan bir doğum anı gibi görünse de aslında içeriden dışarıya doğru genişleyen bir ışık alanıydı; sanki o doğmamış, bir hatırlayışın içine düşmüştü.

Işık onun için dışarıdan gelen bir aydınlık değil, içeride taşan bir fark edişti; bu yüzden onu görenler güzelliğini tarif etmeye çalışırken aslında bir sonuçla karşılaşıyor, ama o sonucun hangi derinlikten doğduğunu fark edemiyordu. Zilan güzeldi ama bu güzellik sadece yüz hatlarında, gözlerinin renginde ya da gülüşünde değil; kurduğu mesafelerde, açtığı ve kapattığı kapılarda, kimlere ne kadar yaklaştığında gizliydi. Her insana aynı yakınlıkta durmaması, her söze aynı açıklıkla yaklaşmaması onun sonradan öğrendiği bir korunma biçimi değil, varoluşunun ilk andan itibaren taşıdığı bir sezgi düzeniydi; hatta ilk memeyi emdiği an bile bu seçiciliğin ilk izi gibi duruyordu, çünkü o sadece beslenmiyor, aynı zamanda dünyayla nasıl ilişki kuracağını belirliyordu. Sezginin Erken Uyanışı Zilan daha dört yaşındayken, diğer çocukların dünyayı oyuncaklar ve oyunlar üzerinden tanıdığı bir dönemde, insanların yüzlerinde sakladıkları katmanları okumaya başlamıştı ve bu onun için bir yetenekten çok doğal bir algı biçimiydi. Birinin gülüşünde saklı olan kırılmayı, bir annenin ses tonundaki yorgunluğu ya da bir insanın sessizliğinde büyüyen fırtınayı ayırt edebilmesi, onun kelimelerden önce titreşimleri öğrendiğini gösteriyordu. Bu erken uyanış, ona hayatı hızlı kazandırmadı; aksine hayatın yükünü erken hissettirdi ve bu yüzden onun için zaman, diğer insanların yaşadığı gibi düz bir çizgide ilerlemedi. Hayat ona geç gelmedi ama ağır geldi; çünkü gördüğü şeyler, yaşından daha eskiydi ve bu eski olanı taşımak, onun iç dünyasında sürekli çalışan bir sorgulama alanı oluşturuyordu. O yüzden Zilan hiçbir zaman sadece yaşayan biri olmadı; o, yaşananın arkasındaki görünmeyeni sürekli yoklayan bir bilinç hâline dönüştü. Evin İçindeki Evren Onların evi dışarıdan bakıldığında sıradan bir yapı gibi algılanabilirdi ama içeride biriken şeyler, o evi fiziksel bir mekândan çok katmanlı bir hafıza alanına dönüştürüyordu; duvarlar sadece sesleri yansıtmaz, onları içine alır ve saklardı, kapılar yalnızca açılıp kapanmaz, aynı zamanda içeride kalanların yükünü taşırdı. Bu evin merkezinde duran anne ise tek bir hayat yaşamış gibi görünse de aslında bir ömre sığmayacak kadar çok deneyimi içinde toplamış bir varlık gibiydi; onun yüzüne bakanlar güç görüyordu ama o gücün kaç kez parçalanıp yeniden kurulduğunu kimse bilmezdi. Bazen bir liman gibi dinginleşir, herkesin sığınabileceği bir alan açardı; bazen de bir fırtına gibi yön değiştirir, içindeki birikmiş gerçekliği dönüştürmeye çalışırdı. Çalışmayı, vazgeçmemeyi, susmayı ve gerektiğinde konuşmayı bilen bu kadın; yalnızlığı da kalabalığı da tanımış, ama hiçbirine teslim olmamıştı. Onun içinde hâlâ kirlenmemiş bir yer vardı ve bu yer, yaşadığı her şeye rağmen bozulmamış bir öz gibi parlıyordu; fakat bu öz, kolay elde edilmiş bir temizlik değil, defalarca yanıp küle dönmenin ardından kalan bir saflıktı. Annenin Geçmişi: Küllerden Kalan Ses Zilan bir gün evin eski köşelerinden birinde, zamanın dokunduğu ama tamamen silemediği bir sandığın içinde annesine ait bir defter buldu ve bu defter, aslında konuşulmayan bir geçmişin sessiz diliydi. Sayfalar sararmıştı ama yazılanlar hâlâ canlıydı; çünkü bazı cümleler zamana değil, yaşanmışlığa yazılır ve o yüzden silinmez. Defterde yazanlar bir kadının sadece yaşadıklarını değil, yaşamak zorunda kaldıklarını da anlatıyordu ve bu anlatımın içinde bir adamın izi vardı; varlığı kadar yokluğuyla da belirgin olan bir adamın. Bu adam, bir mücadelede, bir arayışta, bir davanın içinde yer alırken, aynı zamanda bir evin içinde eksik kalan bir parça hâline gelmişti. Anne beklemeyi öğrenmişti ama sadece beklemeyi değil, beklememeyi de öğrenmişti; çünkü bazı sevgiler, var olanla değil yok olanla birlikte yaşamayı gerektirir. Bir cümle özellikle Zilan’ın içinde uzun süre yankılandı: “Sevgi bazen yanında kalmak değil, kendinden........

© Güneydoğu Ekspres