GEÇMİŞ HÂLÂ BURADA
Akademisyen olduğunu söylemek kolaydı. Unvanı vardı, odası vardı, kitaplarla çevrili bir hayatı vardı. Ama zihninin içinde yaşadığı yer, hiçbir fakülte binasına benzemiyordu. Orası zamanın akmadığı, sadece biriktiği bir alandı. Geçmiş, geçmiş olarak durmuyordu. Her sabah onunla birlikte uyanıyor, her cümlesinin arasına sızıyordu. Bir bakış hâlâ bakıyor, bir ses hâlâ konuşuyor, çoktan kapanmış olması gereken bir kapı zihninde aralık kalıyordu.
Ders anlatırken bile bazen bir kelimede takılıp kalırdı. O kelime ona başka bir günü, başka bir odayı, başka bir yüzü hatırlatırdı. Öğrenciler not alırken, o zihninde eski bir ana cevap verirdi. Kimse fark etmezdi. Zihin bunu ustaca yapardı. Geçmişi şimdi gibi sunar, insanı yaşamadığı bir ânın içinde yaşatırdı. Ve akademisyen, bunu düşünsel derinlik sanırdı bir zamanlar. Oysa bu, zihnin sakladığı şeylerin sessiz hâkimiyetiydi.
Zamanla fark etti ki, yeni olan hiçbir şey gerçekten yeni değildi. Okuduğu her metni eskisiyle karşılaştırıyor, tanıştığı her insanı daha önce tanıdıklarına benzetiyordu. Alışkanlık dediği şey, tekrar eden........
