menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BEN BİR ÖĞRETMEN ÇOCUĞUYUM…

14 0
25.11.2025

Sabri Arpaç
sabriarpaç[email protected]

Ben öğretmenler günü için bir yazı yazmıştım. Sevgili Alper Akçam’ın iletisi gelince kendi yazımı bir kenara bıraktım. Bugün köşemi Alper Akçam’a bırakıyorum.

‘’Ben bir öğretmen çocuğuyum. Benim yaşam hikâyem, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin yeraltı ve yerüstü kaynaklarından kültürüne kadar, tüm yaşam kaynaklarını alt üst ettiği, insanların neye inanacağını, kimin ardından gideceğini şaşırdığı, dünyanın en zengin coğrafyasında başkasına el açar duruma geldiği bir tarih karmaşasına ışık tutar… Benim yaşam hikâyem, aydınlıkla karanlığın, iyilikle kötülüğün, doğrulukla sahtekârlığın, emek vererek kıt kanaat helal ekmek yiyenle, alıp satarak köşeyi dönen bezirgânlığın, “öteki” için yüreğini kardeşçe duygularla açanla, bedelsiz ve beklentisiz sevenle, hayatı ve insanı yalnız kendi çıkarı için kullanan ikiyüzlülüğün mücadelesinin de hikâyesidir… Benim yaşam hikâyem, tarihi kökleri dünyanın en eski uygarlıklarına dayanan, Kybele analara kadar varan Anadolu ve Urumeli’nin emperyalizme karşı dişle tırnakla savaş verdiği, dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı yengisi ile ona ihanet eden çıkarcıları aracılığıyla dünyanın egemenlerine yeniden peşkeş çekilmeye çalışıldığı yakın zamanların iç içe geçtiği bir hikâyedir.

Benim yaşamım sürekli bir öğrenme hikâyesidir en başta… İki güzel öğretmenden armağandır…
Ben, Ardahan Ölçek köyünde on bir doğum yapıp, altısını yaşatabilmiş, 20. yüzyılın başında emperyalizmin kana ve işgale uğrattığı Güneybatı Kafkasya’da kendisi kara lastik içinde yırtık çoraplı, yalın ayak, bir çocuğu önündeki öküz hurcunda, yeni doğurduğu bebesi kucağında, karlı buzlu Kür derelerinde düşmandan kaçmış, büyük acılar çekmiş Kürt Naze’nin kızı Seyhat’la, Ahıska göçmeni, her türlü korkuya, düşmanca davranışa karşı pervasızca davrandığı, efkâr bastıkça herkesin derin uykularda olduğu uzun gecelerde elini kulağına atıp türküler söylediği için “Deli” diye anılmış Eyüp’ün dördüncü çocuğu Dursun’la, Kurtuluş Savaşı’nda subay olarak çarpışmış, askerlik görevi bitince, Boğazdaki yalılarına dönmeyip görevli olduğu 15. Kolordu çevresinde köy öğretmenliği istemiş, Hanak’ta şimdi Öğretmenevi olarak kullanılan yapıyı okul olarak elleriyle kurmuş, yoksul Türkmen köylülerini koruduğu ve sömürülmelerine karşı çıktığı için evini kurşunlatan zorba ağalardan korunabilmek ve yalnızlığından kurtulabilmek için Orta Hanak’tan Kayaların kızı Selvi ile evlenmiş, Artvin’de tapu memuru iken Hanak’taki ailesini izin almadan ziyarete geldiği bir kara kış günü zatürreden ölmüş, “müstafi” addedilerek beş parasız Hanak’ta gömülmüş Kemal Akıncı’nın (Kemal Bey) yetim kızı Perihan’ın büyük çocuklarıyım.

Dursun, Cılavuz Köy Enstitüsü’ne girebilmek için ilkokul diploması uğruna okulsuz köyünden Ardahan’a, on dört kilometre yolu yırtık çarıklarla yürüyerek başvurduğu Ardahan 23 Şubat İlkokulu kapısından üç kere dilenci diye kovalanmış, kendi direnci ve babalar babası İsmail Hakkı Tonguç’un desteği ile Cılavuz Köy Enstitüsü’ne girmiş…

Perihan, dayı evine sığınmış yetim bir kız çocuğu olarak annesinin karşı çıkmasına karşın Hanak’tan Ardahan’a on iki kilometreye yakın yolu sırtındaki tahta bavulla geçmiş, Ardahan’da emanet edildiği bir “Postacı Amca”yla ve at arabasıyla, Yayla Karakolu’nda bir gece konakladıktan sonra Cılavuz’a ulaşmış…
Perihan’la Dursun........

© Gerçek Gündem