We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk ve Millî Eğitim Bakanlığına Açık Mektup

1 0 0
03.03.2021

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk ve Millî Eğitim Bakanlığına,

Dostoyevski ruh, çocukların yanında olmakla iyileşir der. Peki çocukların ruhunu korumak için yetişkinler ne yapıyor? Söylemek beni üzse de görünen o ki hiçbir şey. Daha iyi bir gelecekle ilgili her konuşmada omuzlarına dünyanın yükü yüklenen biz çocukların ve gençlerin ne ruh ne fiziksel sağlığını en çok ihtiyacımız olan bu zamanlarda bile kimse gözetmiyor gibi gözüküyor.

Bizim ve ailelerimizin canlarımızı emanet ettiğimiz kurumların, öğrenci odaklı planlama yapmak yerine kusurlu eğitim sistemimizin çehresine leke sürülmesin ve eğitim edemese de bir ölçme değerlendirme tiyatrosu devam etsin diye, pandemi tüm hızıyla devam ederken aldığı okulların açılmasına ve yüz yüze sınavların devamına yönelik kararlar da ne yazık ki bu fikri destekler nitelikte. Bundan ötürü özellikle de son haftalarda sosyal medya vasıtasıyla öğrenciler bildiğiniz gibi seslerini duyurmak ve korkularıyla gerekçelerini size ulaştırmak için ellerinden geleni yapmaktalar. Ancak bu mesaja yanıt olarak yapılan yetersiz açıklamalar beni öğrencilerin duyulmadığına ve yanlış anlaşıldığına inanmaya itiyor. Bu sebeple ortak gerekçelerimizi dillendirmek adına Milli Eğitim Bakanlığına ve Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a bu açık mektubu yazmaya ihtiyaç duydum.

Öncelikle belirtmek istiyorum ki öğrencilerin sınav iptali gibi taleplerinin arkasındaki gerekçe düşünüldüğü gibi rahata alışmış olmaları değil. Aksine birçok öğrenci için bu dönemi tanımlayan yaşadıkları gelecek korkusu haline gelmiş durumda. Çünkü uzaktan eğitime geçilmesiyle eğitim eşitsizliğindeki uçurumun derinleştiği ve eğitimin kalitesinin düştüğü doğru. Öğrencilerin hatırı sayılır bir yüzdesi şu anki formunda yeni sisteme ayak uydurabilecek kaynaklara sahip değiller. Zaten evlerimizde ekranlarımızla baş başayken ve bizi bu tür gerçekleri fark etmekten alıkoyan, dikkatimizi dağıtacak, biz dertlerimizden uzaklaştırıp uyuşturacak aktivitelere erişimimiz kalmamışken, bu tabloyu fark etmemek için insanın gözlerini elleriyle kapatması gerekiyor. Ancak keskinleşen bu eşitsizliğin çözümü evlerinden çıkan cenazeleri bile gömmeye gidemeyen, imkansızlıklar içerisinde eğitim almaya gayret gösteren öğrencilerin canını tehlikeye atmak olmamalı. Okulları açıp öğrencileri minimum tedbirlerle hem kendilerini hem sevdiklerini hem de öğretmenlerini riske atacak olmalarına rağmen sınıflarına yollamak eldeki problemleri çözmek yerine yeni problemler türetecektir. Öğrencileri ve ailelerini sağlık güvenlikleri ve eğitim hakları arasında bir seçim yapmak zorunda bırakmak bana kalırsa bir insanlık suçudur. Çünkü tehlikeler çok açık.

Her ne kadar virüsün asıl yayılım noktası okullar değil ve virüsün çocuklara bulaşma riski daha düşük gibi açıklamalar yapılsa da bunun aksine işaret eden çalışmalar mevcut. Üstelik çocuklar daha az sıklıkla bu hastalığa yakalanıyorlar demek virüse ve sebebiyet verebileceği diğer sağlık problemlerine bağışıklıkları var demek de değil. Bu yüzden okullar açılınca karşılaşacakları risklerin sadece istatiksel değil aynı zamanda kişisel yükünün de altına giren öğrenciler ve öğretmenler için dayanıksız avutmalar gönül rahatlığı sağlamıyor.

Bundan tam bir sene önce Çin’deki on hastaneden gelen verilerle hazırlanmış bir raporlarda Covid şikayetiyle hastaneye gelen çocukların ’sinin entübasyona ihtiyaç duyduğu ve hasta sayısıyla dikkat çeken Amerika ve Güney Kore’de çocukların vakaların yaklaşık %5’ini oluşturduğu belirtilmişti. (Zheng et al.) (Korean Society of Infectious Diseases et al.) (“Coronavirus Disease 2019 in Children — United States, February 12–April 2, 2020” ) (Jeng ) Bu veriler bile tek başına bizi düşünülen yüz yüze eğitim kararının yeniden değerlendirmeye itecek ciddiyette olmakla beraber yeni yayınlanan yüzdeler daha kötümser bir tablo çiziyor. American Academy of Pediatrics 14 Ocak’ta güncelledikleri bir duyurularında Amerika’daki vakaların  dan fazlasının çocuklar olduğunu bildirmişti. Bu rapor aynı zamanda 31 Aralık 2020 ve 14 Ocak 2021 arasında çocuklarda görülen covid sayısının da neredeyse artış gösterdiğini de ifade etmişti. (“Children and COVID-19: State-Level Data Report”) . Aralık ayında New York Times Gazetesinde çıkan bir haberde ise Florida eyaletinde hastalık medyan yaşının 65’ten 35’e düştüğü yazıldı. Yani hem çocuklardaki hem de gençlerdeki vaka sayısı dünyanın her yerinde oldukça hızlı biçimde artıyor ve okulların açılmasını yönünde bir kararın bu duruma ivme vereceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Bununla beraber CDC geçen seneki bir raporunda 12-18 yas arasi çocukların 1-11 yas arası çocuklardan iki kat daha fazla riskte olduğunu belirtmişti. (“Coronavirus Disease 2019 in Children — United States, February 12–April 2, 2020”) Şimdiki planlar uygulanır ve liseler açılırsa ilk olarak bu yaş grubundaki çocuklar riske atılacak. Özellikle de Financial Times’a 21 Ocak 2021 tarihinde yayınlanan bir haberde İngiltere başbakanı Johnson'un ikinci tip virüsün daha öldürücü nitelikte olduğu ile alakalı bir uyarıda bulunduğu düşünülürse, bu açıkça çocukları sağlıklarıyla kumar oynamaya göndermektir. (Parker et al.) Fakat gençlerin hastalığa karşı savunmasız olduklarını söylemek yeterli değil. Durumun ciddiyetini anlamak için Lyrica gibi birçok kaynağın yirmi yaş ve altı gençlerde semptomların oranında görülmediğini tartıştığını da değerlendirmeye almak gerekiyor. Bu da bize öğrencilerin hiç fark etmeden birbirlerini ve dolayısıyla ailelerini hasta edebilecekleri anlatıyor (Cohut) Üstelik her ne kadar çalışmalar çocuklar daha rahat atlatıyor ya da daha düşük yüzdeyle risk yaşıyorlar dese de bu çalışmalar aynı zamanda 10 ila 20 yaş arası gençlerin için riskin lineer artış gösterdiğini ve çocukların taşıyıcılık yapabileceğini de vurguluyor. Tekrar vurgulamak gerektiğine inanıyorum ki Milli Eğitim Bakanlığı en çok tehlike altında olan çocukları okullara çağırıyor.

Daha henüz geçen hafta New York Times Gazetesinde çıkan 17 Şubat tarihli bir haberde okul çağındaki gençlerde Covid teşhisinin kalıcı kalp hasarı tedirginliği yarattığı ve aralık ayında bu sorunla hastanelere gelen gençlerde yoğun bakım ünitesine ihtiyaç duyan hastaların 0 oranından ` oranına tırmandığı belirtildi. Aynı haberde 15 yaşında Braden isimli bir gencin Covid ’den kaynaklı olduğu düşünülen ve ileriki süreçte çocuğun ölümüne sebep olan sağlık sıkıntılarından da bahsediliyor. Kendimizi bu durumda bulana kadar sınırları zorlayacak mıyız? Gençlerimiz ve çocuklarımız okullarına gidip bu hastalığı birbirlerine bulaştırdıklarında Braden gibi ateşle ve ishalle uyandıklarında , parmakları ve dudakları maviye döndüğünde, akciğerleri, kalpleri, böbrekleri yetmezlik yaşamaya başladığında, ağızlarında, gözlerinde kanama başladığında ya da tekrar Braden gibi içimizden birinin abisinin ya da ablasının beyin ölümü gerçekleştiğinde mi ciddiye alacağız bu sorunu? Times’da ve twitter taglerinde değil de bu haberleri Sözcü’de, Sabah’ta Hürriyet’te, Milliyet’te, Cumhuriyet’te okumadan ikna olmayacak mıyız? Braden’ın annesi oğlunu kaybedince üzüntüsünden hayatında ilk defa şiir yazmaya başlamış. Bizim annelerimiz de şair olmadan gerekli ciddiyeti vermeyecek miyiz bu virüse ve çocuklarımıza? Bence bir gencin hayatı kimsenin gözünde bu kadar değersiz olmamalı.

Tartışılması gereken bir başka faktör ise öğretmenlerimiz. Öğrenciler okula gönderildiğinde riske katılan tek grup gençler değil. Okullar açıldığında görevde olan bir milyonu askın öğretmenin de hayatı tehlikeye giriyor. Bu öğretmenlerden neredeyse @ kırk yaşın üstünde olduğu gibi 15 bine yakını altmış yaşın üstünde. (“MEB deki Öğretmenlerin Yaşlara Göre Dağılımı Belli oldu”) Ve bu verilere başka sebeplerden yüksek risk grubunda olan........

© Gerçek Gündem


Get it on Google Play